Ekranların sevilen isimleri arasında Açelya Akkoyun. Samimi, sağduyulu, üstelik gamzeli! Bizlere anneliği, ebeveynlerin çocuk yetiştirmede dikkat etmeleri gerekenleri ve kızı Alya’yı anlattı. Her konuda hassasiyet gösteren oyuncumuz sağlıklı yaşama da şu cümleyle dikkati çekti: “En güzel kafa sağlam kafa!”

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Güven Polat

İyi bir tiyatro egitimi alıp sonrasında da birçok oyun ve dizide yer aldı Açelya Akkoyun. “Çocukluğumdan beri onaylanmayı, begenilmeyi, alkışlanmayı seviyorum” diyen Akkoyun, tiyatronun bu huyunun iyiye evrilmesinde önemli bir rolü oldugunu söylüyor. Takdir edilmenin her insanın fıtratında yer aldıgını belirten gamzeli güzelimiz bütün sanatçıların da dogal olarak onaylanmak için sanat yaptıklarının üzerinde duruyor. Kültürüne bağlı bir aile yapısının gerekliliğini dile getiren ve değerler konusunda hassasiyet tasıyan Akkoyun, içinde bulundugu sektörün de doğru mesaj verme sorumluluguna sahip olması gerektiğinin önemle altını çiziyor.

Çok samimi, sevecen, sağduyulu kisiliğiniz var. Bunu her alanda gösteriyorsunuz. Bu anlamda ben buyum diyebildiğiniz bir kişilik tanımlaması yapabiliyor musunuz?
Evet. Ben sadeyim. Doğalım. Mantığım kalbimden sonra gelir Hissetmediğim, kalbimin görmedigi hiçbir şeyi mantığım kabul etmez Doğru bile deseniz ben mutlu olmadıktan sonra o doğruyu ne yapayım? Önce benim kalbim mutlu olmalı.

Çok tatlı bir kız çocuğunuz var. Sorumlu ve sorumluluga düşkün bir anne olduğunuzu biliyoruz. Sizin için anne olmak nasıl bir duygu?
Anne olmakla önce karnında, sonra ruhunda bir yük taşıyorsun. O yük hiçbir zaman bitmiyor. Ama tabii ki bu yükü negatif olarak algılamamak gerekiyor. Bu yük seni besleyen de bir şey. Yani büyük bir duygu yükü taşıyorsun. Bunun getirisi de var. Götürüsü demeyeyim ama seni senden alan durumları da var. Annelik kutsaldır filan buna girmeyecegim. Çünkü kutsal bence daha farklı bir şeydir. Annelik bence hissedilen bir şey. Bir insan anne olmasa da o güdüye sahip olmalı, duyarlı olmalı. Annelik zor zanaat değil ama meşakkatli bir sanat.

Alya nasıl bir çocuk?

Alya ile hayatımız hem aktif hem de çok paylaşımcı bir şekilde geçiyor. Çok güzel vakit geçiriyoruz. Alya’mız hareketli, az nazlı, söz dinleyen, sevgi dolu bir çocuk. Öğrenmeye açık. Okulda arkadaşlarıyla verimli vakit geçirmeyi biliyor, el becerisi yüksek. Benimle birlikte mutfağa girer, benimle birlikte temizlik dahi yapar. Bunların küçük yaşta çocuklara aşılanması gerek. Mesela doğum günümüzde pastayı kızımla birlikte yaptık. Keyif aldı, işini sahiplendi, özen gösterdi. Bu şekilde çocukla birlikte verimli vakit geçirmek ve çocuğa güzel ve doğru becerileri kazandırmak ileride onun hayatına çok olumlu etki bırakacaktır.

ÇOCUK ‘VAR’I,‘YOK’U BİLMELİ

Her istediğini yapma ya da yapmama konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bunu artık herkes biliyor; çocuğun her istediğini yaparsanız şımarık olur, psikolojik açıdan doyumsuz olur. Ama bunun karşılığı da yapmamak değil. Bir denge olmalı. Çocuk ‘yok’u da bilmeli, ‘var’ı da bilmeli. Alya gerçekten bir şeyi istediyse ve mantık dâhilinde ise tabii ki almalıyım Ama “Bizim bunu bir tane almaya yetecek paramız var, şu an paramız yok”u da öğretmek lazım. Öbür türlü her şeyin ona ait olduğunu düşünüyor. Siz ne kadar mühendislik yaparsanız yapın, bir de fıtrat var. Orada da teslim olmak gerekiyor.

Bir çocuğun sevgi, saygı, hoşgörü gibi duygularını en başta kazandığı yer ailedir. Bu da sağlam bir aile içi iletişimi gerektirir. Size göre ailede sıkı bağlar ve güçlü iletişim nasıl olmalıdır ve siz bu iletişimi nasıl sağlıyorsunuz?
Ben çocuk mühendisliğinden yana değilim. Akışta olmaktan yanayım. Seveyim, öpeyim, koklayayım, doğru olanı yapayım, yeri geliyorsa bağırayım, yeri geliyorsadur diyeyim. Tabii ki şiddeti asla burada skalaya almıyorum, ama aslında bağırmak da bir şiddettir. Geçen gün okudum; çok ağladım mesela. Babası bir koltuğu kırdığı için, çocuğun ayağını bağlıyor bütün gece ve çocuk kangren oluyor, ayakları kesiliyor. Çocuk eve geldiği zaman, “Baba ben bir daha oturmayacağım o koltuğa” diyor. Yani o bacak bir daha geri gelmiyor. Şunu demeye çalışıyorum; anne babaların ağzından çıkan bir şeyin o çocukta neler yarattığını bilemezsiniz. O yüzden şiddete karşıyım. Ama uyarmalar, ‘yapma’lar olacak tabi.

Çocukları tabletlere teslim etmiş bir çağdayız. Alya’mızın teknolojiyle arası nasıl?
Çağın gereği gelişen teknolojiye de öcü diye bakmamamız lazım. Eğer çağın gereği buysa bunu da yaşamak lazım. Bunların hepsi bir sınav. Allah bir seçenek sunmuş. Biz seçtiğimizle yargılanıyoruz. Dönem teknoloji dönemiyse ve çocuklar bunun içine doğuyorsa onları bundan mahrum etmek, ilgi duymasını sağlamakla eşittir bence. Mesela benim çocuğum tablet kullanmak istiyorsa günde bir saat, yarım saat kullandırmalıyım. Ödül olarak da demiyorum, bu yanlış. Dersini yaparsan, yemeğini yersen, tablet veya çikolata! Bu sefer tablet veya çikolata onun hayatında hep ödül olarak şekilleniyor. Yani ilerideki bağımlılığı da tetikliyor ödüller. O yüzden ödüllere çok dikkat etmek gerekiyor Mesele yapma demekten çok, algıyı yönetmek bence.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Mayıs 2015 sayısında yer almıştır.


Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *