Alkolün tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskidir. İnsanlığın yerleşik hayata geçmesiyle alkol üretimi de başlamıştır. Alkolün icat edilmesiyle birlikte büyük bir endüstri ve ekonomi ortaya çıkmıştır. Tabi bununla birlikte bağımlılık da… Peki, eğlencenin ayrılmaz bir parçası olarak lanse edilen alkol masum bir içecek midir? Bununla ilgili alınan önlemler, geliştirilen politika ve stratejiler nelerdir?

Sümeyya Olcay

Dünya Genelinde İlk Uygulamalar
19.yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında alkol tüketiminin olumsuz sonuçlarından ötürü dünyada “alkol karşıtı” hareketler başlamıştır. O dönemde, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu bazı ülkelerde alkolün satış ve pazarlamalarına yönelik ciddi yasaklar getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti henüz kurulmadan önce de 14 Eylül 1920 tarihinde Men-i Müskirat Kanunu çıkarılmıştır. Ancak alkol endüstrisi ve endüstrinin lobi çalışmaları sonucu hükümetlerin politikaları ve yapılan propagandalar sonucundan alkol kullanımı eğlenceye eş değer tutulmuş ve alkol masum bir içecek olarak algılanır hale gelmiştir.

Alkolün Sosyo-Ekonomik Boyutu: Her yıl 3,3 milyon insan kaybı
Avrupa alkolün en fazla tüketildiği bölgedir. AB ülkelerinde alkol özel tüketim vergisinin yıllık katkısı yaklaşık 25 milyar Euro’dur. Alkolün ekonomik büyüklüğü ise 150 milyar Euro’ya ulaşmıştır. Bu devasa rakamlarla birlikte alkol sektöründe çalışan yaklaşık 1 milyon kişi düşünüldüğünde alkolün dünya ekonomisi üzerinde ne derece etkili olduğu da görülmektedir. Tüm bunlara rağmen alkolün ekonomik getirisine karşılık, sağlık ve sosyal zararlarının kat kat fazla olduğu istatistiki çalışmalarla ortaya konulmuştur. DSÖ verilerine göre yaklaşık 600 milyon nüfuslu Avrupa’da erkeklerin yüzde 13.9’u ve kadınların yüzde 7.7’si alkolün sebep olduğu etkenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir. Her yıl 3,3 milyon insan alkole bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir. Alkolün sebep olduğu sağlık, sosyal ve adli suçlara bağlı kayıpların ekonomik karşılığı ise 270 milyar euro’dur. Kimi değerlendirmelerde bu rakam 760 milyar euroya kadar çıkmaktadır. 

Ne Kadar Alkol Tüketiyoruz?
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) ‘Bir Bakışta Sağlık 2015’ raporunda, üye ülkelerin sigara ve alkol kullanımına yer verilmiştir. OECD’nin raporunda 44 ülkenin alkol tüketim miktarları önemli bir başlık olarak yer almıştır. Buna göre, en çok alkol tüketen ülke yılda 14 litre ile Litvanya olurken, Avusturya ve Estonya 12 litrelik ortalamalarıyla Litvanya’yı takip etmiştir. 44 ülke arasında yılda kişi başına en az alkol tüketen ülke Endonezya olurken, sondan ikinci sırada ise Türkiye yer almıştır. Buna göre, Türkiye’de yılda kişi başı alkol tüketim oranı 1,6 litre olarak verilmiştir. Bu oran, 2000 yılından 2013 yılına kadar Türkiye’nin kişi başına alkol tüketiminde hiçbir değişiklik olmadığını göstermiştir. Raporda yer alan bilgilere göre, Türkiye’de alkol tüketenlerin yüzde 63’ü yalnızca birayı tercih ederken, yüzde 8,6’sı ise sadece şarabı tercih etmiştir.

Alkol Politikası Nedir?
Alkol politikası, bir ülkede alkol kullanımının üretimden tüketimine kadar bütün aşamalarında birbiriyle uyumlu eylemlerden oluşmaktadır. Dolayısıyla benimsenen politikanın toplumun her kesimince sahiplenilmesi hatta savunulması gereklidir. Bunu gerçekleştirirken akılcı ve yenilikçi yaklaşımların hayata geçirilmesi önem kazanmaktadır. Alkol politikasının uygulanmasında en önemli nokta kişisel özgürlüğe engel oluyor algısının oluşmasına fırsat verilmemesidir. Alkol politikası kapsamındaki uygulamaların etkinliğinin sağlanması için toplumsal algının doğru oluşturulması, özellikle ülkemiz için hayati öneme sahiptir. Türkiye, çevresinde ekonomik büyüklüğüyle, nüfusuyla önemli bir aktör konumundadır. Genç nüfus yoğunluğu göz önüne alındığında alkol konusunda da ülkemizde atılacak adımlar, yasalar hayati önem taşımaktadır. Bu anlamda yeni bir politikayı hayata geçirmek zor olabileceği için diğer ülkelerdeki iyi uygulamaların örnek alınarak oluşturulması bazı kolaylıkları da içinde barındırmaktadır. Alkol politikasının oluşturulmasında, bilimsel araştırmalar ışığında hareket edilmesini sağlamak üzere üniversitelerden; toplumun her kesimince benimsenmesini sağlamak üzere sivil toplum kuruluşlarından destek alınabilecek bir yapılanmaya ihtiyaç bulunmaktadır. Böylelikle atılacak adımların, sivil toplum kuruluşlarınca farklı platformlarda farklı boyutlarıyla değerlendirilmesiyle toplumun geniş bir kesimince benimsenmesi sağlanabilecektir. 

Alkol Stratejileri ve Yasal Düzenlemeler
Dünyada uygulanan alkol politikalarına baktığımızda en iyi uygulamalar olarak; asgari satın alma yaşı; satışların gün ve saat sınırlaması; kapalı içkilerde satışların sadece kamu gözetimindeki noktalarda yapılması; kapalı alkollü içki satışı ve açık alkollü içki sunum yoğunluklarının belirlenmesi; kuralların etkinliğinin sağlanması için satın alma testi veya gizli müşteri uygulamasını görmekteyiz.

Türkiye’deki Yasal Düzenlemeler Nelerdir?
Son dönemde yapılan yasal düzenlemelerle Türkiye’de de alkol politikasının bileşeni niteliğinde uygulamaların hayata geçtiğini görmekteyiz. 2013’te yasada yapılan Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, alkollü içkilerin her türlü reklam, tanıtım ve promosyonu yasaklanmış, özellikle alkollü araç kullanımının azaltılmasında fayda sağlayabilecek 22.00-06.00 saatleri arasında alkollü içkilerin perakende satışına getirilen sınırlama, alkollü içkilerde yazılı uyarıların bulundurulması, alkol satışının yapıldığı yerlerle eğitim, yurt ve ibadethaneler arasında mesafe şartının getirilmesi gibi bir dizi yeni düzenlemeler ve bu düzenlemelere aykırı hareket edenlere cezalar hayata geçirilmiştir. Bu süreçte Tütün, Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK) tarafından yapılan alt düzenlemelerle uygulamaların güçlendirilmesi sağlanmıştır.

Olması Gereken Bir Türkiye Modeli: Satın Alma Testi
Ülkemizde kuralların etkinliği boyutunda benzer bir “Türkiye Modeli” uygulamasının hayata geçirilmesi bakımından önemli olduğunu düşünülen “satın alma testi” Avrupa’daki 29 ülkenin 17’sinde uygulanmaktadır. Bu model İngiltere’de farklı, gizli müşteri uygulamasıyla Estonya’da veya diğer ülkelerde farklı şekilde uygulanmaktadır. TAPDK Kurul Üyesi Dr. Murat Doğanay Satın Alma Testi hakkında şu görüşlerde bulunmuştur: “Bu uygulamayla ülkelerin asıl amacının, toplumdaki alkol kullanımından kaynaklı zararların azaltılması olduğu kadar alkole başlama yaşının daha da düşmesini engellemek ve gençlerin alkol başta olmak üzere tüm bağımlılıklardan korunmasını sağlamak olduğunu görmekteyiz. Yurtdışındaki temaslarımızda özellikle vurgulanan bir unsur ise hayata geçirilen uygulamaların çok daha önceden karar verilip uygulanması gerektiğidir. Yapılan araştırmalarda Avrupa’daki gençler arasında en ağır alkol kullanımının İngiltere’de olduğu gözlemlenmiş ve buna yönelik bir politika belirlenmiş, Satın Alma Testi uygulaması hayata geçirilmiştir. 18 yaş altındakilere satış yasağına uyumla ilgili yapılan araştırmada, kapalı içki satışına yüzde 75 gibi yüksek bir oranda uyulmadığı tespit edilmiştir. Çözüm olarak, 21 yaşın altında görünüme sahip kişilerden, yaşının 18’in üzerinde olduğunu doğrulamaları istenmiştir. Ayrıca alkollü içki satılan yerlerde ve alkollü içki sunumu yapılan bar ve restoranlarda, 18 yaşın altındakilere satış yasağının satın alma testi uygulamasıyla denetlenmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır. Yapılan işlemlerde yaş itibariyle görünümlerine karşın doğrulayıcı kimlik sormayan hatta alkol satan kişilere çeşitli yaptırımlar uygulanmaktadır. Bu yaptırımlar, alkolün sunumunu gerçekleştiren görevlilere (garson vb.) ve ayrıca ruhsat sahibine para cezaları, alkol satış lisansının belirli süre (asgari 2 hafta) askıya alınması ve fiilin durumuna göre 20 bin sterline (yaklaşık 70 bin TL) varan cezalar olabilmektedir. Bu uygulama ülkemiz ve diğer dünya ülkeleri için iyi bir uygulama modelidir.” 

Dünya Sağlık Örgütü: “Erişim Sınırlandırılmalı, Vergilendirme Artırılmalı”
DSÖ alkol kullanımı ve bağımlılığının önüne geçilmesi için şu tavsiyelerde bulunmuş ve devletlerin bunları politika haline getirmesini talep etmiştir: Bilgilendirme çalışmaları, reklam yasakları, sınırlı erişim, vergilendirme, sürücülerde alkol kontrolünün fazlalaştırılması. DSÖ Uzmanı Peter Anderson ise Avrupa’nın bu uygulamaları hayata geçirmesinin kendisine 1,3 milyar Euro’ya mal olacağını ve neticesinde yılda 1,4 milyon kişinin de hayatının kurtulabileceğini belirtmiştir.

Bu yazı Yeşilay Dergisi 2015 Aralık sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *