Karşımızda bugüne kadar onlarca dizi ve tiyatro oyununda yer alan bir oyuncu var; Alper Türedi. Aslında o, sadece bir oyuncu değil, kanser tedavisi gören yüzlerce çocuğun yüzlerindeki tebessümün sebebi. Kızını lösemiden dolayı toprağa veren Türedi’ye, bu acı ve şefkat öylesine bir çalışmayı başlatmış ki şahit olduğunuzda hayran kalıyorsunuz. İşte tüm ayrıntılarıyla Alper Türedi ve Bir Dileğim Var…

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Ergun Candemir

Lojistik okuduktan sonra bu alanda çalışmaya başladınız. Eşinizin de desteğiyle hayaliniz olan oyunculuğa yöneliyorsunuz. Bir aile ve sorumluluğa sahipsiniz. Kariyer olarak yeni bir sayfa açmayı hiç mi risk olarak görmediniz?
2002 yılında kızımı lösemi hastalığı ve yanlış bir tedaviden dolayı kaybetmiştim. Kızım öldükten sonra içimde ukde kalan ne varsa yapmak istedim. Ukde kalan şey tiyatroydu aslında. Tiyatro yapmak için o yaştan sonra konservatuar okuyamazdım. Şimdiki eşim bir ajans ile görüşmemi istedi. Destek oldu. Gittim, bir ajansa yazıldım. İlk başta kimse ilgilenmedi,
çünkü hiç oyunculuk eğitimim yok. Sonraları talepler gelmeye başladı. Başrole kadar ilerlerdi bu süreç. Tabii oynarken de kendimi yetiştirdim hep. Ben ekranı basamak olarak kullanıp tiyatroya geçenlerdenim.

Sıkıntı çektiğiniz oldu mu?
Kendinizi kabul ettirip gerçek anlamda para kazanmaya başlayana kadar iniş çıkışlar oluyor. Ama o kadar iyi insanlarla çalıştım ki… Hep düzgün insanlar denk geldi. Acaba oldu mu sorusunu sormadılar hiç, eğer olmasaydı ikinci bir oyun teklifi gelmezdi.

Karşımda mizahı yüksek bir insan var ama dizilerde hep kötü karakterleri canlandırıyorsunuz. Neden?
Bilmiyorum, yönetmenler bu adam kötü tiplemeyi iyi oynar diye düşündüler sanırım. Çünkü ben genel Türk halkı gibi değilim; sarışınım, renkli gözlüyüm. Farklı bir simam var. Ben de kötüyü oynamaktan çok zevk alıyorum. İyi karakterler seviliyor, kötü karakterler seyrediliyor. Eğer kötü, iyi oynamazsa iyi istediği kadar iyi olsun, iyiliği ortaya çıkmaz.

Size gelen rol tekliflerinde seçici oluyor musunuz? Oyuncu kendisine verilen rolü mü oynamalı, yoksa içindeki mesaja göre seçici mi olmalı? Adamına göre değişir. Sana ben bir adam söylerim, para için her şeyi yapar. Ama bir adam söylerim açlıktan ölse bile kendi fikirleri doğrultusunda olmayan rollerde oynamaz.

“ÇARESİZLİĞİ KIZIMIN HASTALIĞI SIRASINDA HİSSETTİM”

14 yıl önce kızınız Ülkü İrem lösemiden dolayı vefat etti. Teşhiste mi geç kalınmıştı?

Kızım üşütmüştü. Üşütünce göğsünde balgam oluştu. Henüz üç yaşındaydı. Öksürerek balgamı çıkarmayı beceremediği için, doktor biz iğne yaparak
bu balgamı yumuşatıp dışkıyla çıkartacağız, dedi. Sabah bir iğne, akşam bir iğne. Haliyle kızım poposunun üstüne oturamamaya başladı. Tutunarak yürümeye başladı. Renginin ise hiç farkında değildik. İğneler çocuğumu bu hale getirdi. Başka bir doktora götürdük. Tahlil istedi ve orada yanlış tedaviden dolayı lösemi olduğu ortaya çıktı.

O dönemi nasıl geçirdiniz?
Ben maskeli çocuk gördüğüm zaman, bana bir şey bulaştırmasın diye kaçıyordum. Ama işin aslı öyle değilmiş. Bizlerden ona bir şey bulaşmaması için maske taktıklarını kızım lösemi olduğunda öğrendim. Trombosit gerekiyordu haliyle. Trombositi verdikçe yüzüne renk geldi, tutunarak yürüyemeyen çocuk koşmaya başladı. İyileşti dedim, o kadar mutlu olmuştum ki onu öyle görünce. Ee hadi çıkaralım hastaneden artık! “Nereye gidiyorsun?” dediler! En az 20 ay buradasınız! İşte o an anladım bu hastalığın ne kadar zor olduğunu ve çaresizliğimi.

Peki, kızınızın vefatı?
Kemoterapi kızımın bağırsaklarını bozdu, kanamaya sebep oldu. 15 gün boyunca kemoterapiye ara verip, uykusunda bir ilaç vererek bağırsaklarını
tedavi edeceğiz, dediler. Ya uyanırsa! Uyanırsa ölür. Nasıl ölür? Çok büyük acılar çeker, dayanamaz, ölür. Peki dedik. 6 gün verdiler ilacı, yedinci gün vermeyi unuttular. Bir daha uyanamadı kızım. Ben kızımı morga teslim etmeden evvel kürdanla alt dişlerinin arasından tek tek et temizledim. Çünkü o kadar çok acı çekmiş ki alt dudağını ısıra ısıra ölmüş!

Şimdi Bir Dileğim Var adında çocukların kalbine dokunan harika bir platform var karşımızda. Kuruluş hikayesi de bir gecede ansızın oluvermiş. Projenizden bahsedebilir misiniz?
Bir gece tiyatro oyunum vardı karşıda. Eve geldim. Gece yarısıydı. Facebook’ta gezinirken, gittim grup kurdum. Ama grubun adı yok, sanı yok. Hani ne için kurduğum belli ama ne yapacağım belli değil. Eşim uyumuyordu, dedim ki ben bir grup kurdum. Ne grubu dedi, bilmiyorum dedim. Çocuklar için bir şey. Hangi çocuklar? Kanserle mücadele eden çocuklar, dedim. O zaman aklımdan sadece lösemi geçiyordu. İyi dedi.
Ertesi gün eve misafir gelecekti. Ben hiç umursamadım. Kızımın öldüğü hastaneye gittim. Oradan başladım.

“ÇOCUKLAR DİLEKLERİNİ SÖYLÜYOR, GÖNÜLLÜLERİMİZ TEMİN EDİYOR”

Peki, ne yapıyorsunuz tam olarak?
Önce hastane seçiyorum. Hastanelerin hematoloji ve onkoloji bölümlerinde yatan çocukların yanına gidip “Bir dilekhakkın var, ne istersin?” diye soruyorum. O da içinden geçeni söylüyor. Ben de yazıyorum onu listeme. Akşam Facebook grubumda listeyi paylaşıyorum. Örneğin, Ahmet, 10 yaşında, lösemi, uzaktan kumandalı helikopter istiyor. Listeyi paylaştığım anda gruptaki gönüllüler “Ben şunu almak istiyorum, ben bunu almak istiyorum” diye bana ulaşıyor. Onlar hediyeleri alıyor, adresime gönderiyorlar. Ben de hediyeleri sahiplerine ulaştırıyorum. Hediyeleri verirken de video ve fotoğraflarını çekiyorum, grupta paylaşıyorum ki kimsenin aklında soru kalmasın.

“İlk dilek listesi 48 saatte tamamlanmıştı, şimdi ise 10 dakikada!”

Platformumu daha sistematik bir işleyişe sahip olması için bir derneğe dönüştürme zamanı geldi. Üye sayımız 400 bini geçti. İlk dilek listesi 48 saatte tamamlanmıştı. Şimdi ise 10 dakikada tamamlanıyor. Bu şekilde destekler yoğun olunca sadece kanserli çocuklar değil, down sendromlu, otistik, spastik çocukların da dileklerini alalım, dedik. Bunla da yetinmeyip,
gittiğimiz şehirlerde durumu yetersiz olan ailelerin çocuklarını giydirmeye başladık. Ve tüm bunlar da aynı sistemle işliyor. Sanatçı arkadaşlarım çok destek oluyorlar. Bu konu için çalışmalara devam edeceğim. Konser düzenlemiştik, bunun devamı da gelecek. Aynı şekilde futbolcularla tanışmak isteyen çocuklar oluyor ve kimi arasak bizi geri çevirmiyor. Bu da çok büyük bir motivasyon kaynağımız.

İşin içinde hiç para yok. Sadece hediyenin alınması, gönderilmesi
var. Yetişebiliyor musunuz, hem şahsi hem maddi olarak?

Facebook grubumuz yaklaşık 450 bin kişi takip ediyor. Bir kere suiistimale açık olduğu için kimseye sorumluluk ya da yetki vermiyorum. “Ben Ege Bölgesi sorumluluğunu alayım mı, ben Doğu Bölgesi sorumlusu olayım mı?” diyenler oluyor. Maalesef, ben gözümle göreceğim. Gözümle görmediğim hiçbir şeye inanmıyorum. Hastanelerde anne-babalar da yanımızda oluyor çocuk isteğini söylerken. Anne-babaların müdahale etmesine izin vermiyorum. Çocuk ne isterse o! Dileklerin mantıklı olması gerekiyor. Örneğin gruba yazarken üç yaşındaki çocuk laptop istiyor diyemem. Bu çalışmanın her aşamasında ben olmazsam olmuyor. Bütün kargoları takip ediyorum. Son kargo da geldikten önce çocukların anne babalarını
arıyorum. Hastanelerde teslim edip videoya çekiyorum. Çektiğim videoda hem o dileği yollayan kişinin adını söylüyorum, hem de çocuğu gösteriyorum. İnsanlar verdikleri dileğin yerine ulaştığını görsünler. Hala reklam yapıyorsun, ne gerek var, iyilik bu kadar aşikâr değil, gizli yapılmalı diyenler var. Sen gizli yap kardeşim, benim tarzım bu. Ben bu yöntemi takip ederek iki yılda güven sağlamışım.

“KIZIMDAN SONRA DA ÇOK ÇOCUK TOPRAĞA VERDİM”

Bir süredir hastanelerde çocuklarla bir aradasınız. Hastanelerin durumunu görüyorsunuz. Düzeltilmesi gerekenler var mı?
Kemoterapi denilen şey, İkinci Dünya Savaşı’nda kullanılan zehirli
gazlara eşdeğer bir zehir. Senin kanındaki kanserli hücre ölsün
diye bunu sana veriyorlar. Fakat kemoterapi, kanserli hücre, sağlıklı
hücre ayrımı yapamadığı için önüne gelen tüm hücrelere saldırıyor.
500 tane kanserli hücre ölürken 5000 tane sağlam hücre
de gidiyor. Senin cinsiyetin, kilon, yaşın başka, benim cinsiyetim,
kilom ve yaşım başka. Benim bedenimin kaldırdığı kemoterapiyi
senin bedenin kaldıramıyor. Bu kadar basit, herkese aynı olmaz.
İşte yeni yeni onkoloji eczacılığı diye bir şey çıktı bunun önüne
geçmek ve hastaya göre ilaç vermek için. Onun daha çok yayılması
lazım. Benim kızım kemoterapiye dayanamadı. Bu uygulama
daha önce çıksaydı kızım belki de ölmeyecekti. Yatak sayımız çok
az. Gaziantep’te kayıtlı 350 hasta var, yatak sayısı 20. Öte yandan
onkoloji ve hematoloji doktoru eskisi kadar yetişmiyor. Eskiden
onkolog ve hematolog ayrıydı, Sağlık Bakanlığı hema-onko yaptı,
birleştirip tek bir doktorun üstüne verdi görevi. Yükleri çok ağır.
Bunun da önüne geçilmesi lazım. Bugüne kadar 566 çocuğun dileğinin
gerçekleşmesine vesile oldum ama bu çocukların 400 tanesi
vefat etti. Kızımı 2002’de toprağa verdim ama bu grubu kurduktan
sonra çok çocuğumu toprağa verdim. Mesela Baran diye
bir çocuğum var, annesi her aradığında yüreğim ağzıma geliyor.

Hasta çocuklar tedavileri boyunca ailelerinden, okullarından,
arkadaşlarından uzak kalıyorlar. Uzun süren tedavilerden sonra
sağlığına kavuşan hasta çocukların rehabilitasyonu konusunda
neler yapılabilir?

Kanser riskinden kurtulan çocuğun ilk beş yılda ikinci defa bu
hastalığa yakalanma riski var. Hastalık ikinci defa nüksederse
çocuğun yaşama şansı çok daha düşük. İlik nakli kolay kısım.
Esas sorun ilik naklinden sonra başlıyor. Bir kere bu çocukları asla
kandıramazsın. Tedaviden olduğunu düşünüyorum, acayip olgunlaşıyorlar. Karşılarında konuşan insanı bir sarraf gibi hemen
anlıyorlar nasıl bir karaktere sahip olduğu konusunda. Bu hastalığı
grip gibi atlatan çocuklar var. Çocuk bu, onun desteğe ihtiyacı
yok. Çıktıktan sonra normal yaşantısına devam etsin, yaşadıklarını
kısa süre içinde unutuyor. Çocukların sadece tedavi sırasında
morale ihtiyacı var. Umursandıklarını hissetmeye ihtiyaçları var.

“HAYALİM DIŞARIDA SABAHLAYAN BABALAR İÇİN KONUKEVİ AÇMAK”

Aileleri için de bunu söyleyebilir miyiz?
Çünkü çok fazla yıpranıyor onlar da haliyle… Genelde çocukların yanında anneler refakatçi kalıyor. En büyük sıkıntıyı da anneler yaşıyor. Anneler çocuklarına yapılan bütün müdahaleleri görüyorlar. Onun için çok yıpranıyorlar. Şahit oldukları onca şeyden sonra onlardan da bir şeyler gidiyor. Psikolojileri bitik. Çoğu psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu da kabul etmiyor. Babalar eğer İstanbul’a çocuklarını tedavi için getirmişlerse
ve kalacak yerleri yoksa banklarda yatıyorlar. Ben bir konukevi hayal ediyorum ve bunu yapmayı da amaçlıyorum. Gündüz işlemler için çok fazla koşuşturma oluyor bu hastalıkta. Baba daha zinde olsun diye, gece kalabilecekleri, rahat edebilecekleri bir yer olsun, dinlensin, sabah o kadar iş karşısında daha zinde olabilsin.

500’ü aşkın çocuğa dileklerini yerine getirdiğiniz bu iki yılda unutamadığınız bir hikaye var mı?
Bir sürü var. Denizli Pamukkale Üniversitesi’ndeyiz. Çocuğa ne istersin
diye sordum. “Laptop çok istiyorum” dedi. Anlaştık dedim. Nasıl anlaştık diye sordu? İnanmadı çünkü. İkizi varmış. “Hastanedeyken ben kullanayım, canım sıkılmasın, eve geçerken ikizim internetten ödevini yapabilsin” dedi bana. İstediğin bir marka var mı diye sordum. Rüyasında beyaz renkte bir bilgisayar görmüş, markasını da söyledi. Listeleri toparladım, ama Facebook’ta paylaşırken şu markada, şu özellikte yazamazdım. Neden illa o marka diye şüpheye düşsünler istemedim. Yazmadım. Laptop geldi. Hediye
kutusundaydı. Hiç açmadım. Hastaneye çocuğa götürdüm. Ama ya onun istediği gibi bir şey değilse diye de içten içe üzülüyorum. Çocuk paketi açtı. O da ne! İstediği marka ve özellikte, beyaz renk laptop! Bu mucize değildir de nedir?

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Haziran 2016 sayısında yer almıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *