Çocukların çok sevdiği Pepee karakterinin kahramanı, Düşyeri Bilişim kurucusu Ayşe Şule Bilgiç’le çizgi dünyasındaki cesareti ve çalışmaları hakkında konuştuk.

Röportaj: Sümeyya Olcay

Teknoloji çağında büyüyen çocuklarımızın değerlerden reklam yazarlığı yaptım. CNN Türk’te program yapımının ve kültürden uzak kaldığını söyler dururuz hep. Belki de başına oturttuğumuz yabancı çizgi filmlerden filmlerinin kamera arkasından önüne kadar her yerini çocuğumuzun bir kazanım elde etmesini bekliyoruzdur? Bu durum aslında genç nüfusa sahip olan ülkemiz için içler acısı… Neyse ki bu gidişata dur demek için 2008 yılında bir çizgi film karakteri çıktı karşımıza; Pepee. Yapımcısı Ayşe Şule Bilgiç çocuklarına ve dahi tüm çocuklara kendi kültürlerinden beslenen işleri izletemeyeceğinin büyük bir eksiklik olduğunu düşünerek sıfırdan, kendi deyimiyle rüzgârını kendisinin estirdiği bir ilke imza attı ve çocuklara fayda sağlamaya odaklı, uzman pedagoglar ve kaliteli bir ekip eşliğinde yerli çizgi film karakterleri olan Pepee, Ayas, Leli ve Liko’yu ortaya çıkardı. Bunlarla da sınırlı kalmayıp, çocukların topraklarına ve kültürlerine yabancı olmayacağı bir ilkeyi hedef edindi ve Planet Çocuk TV’nin genel yayın yönetmenliğini üstlenerek eğitici çizgi animasyonlar yayınlamaya başladı.

İletişim mezunu, ralli pilotu, senarist, program yapımcısı ve oyuncu! Hayalleri bu derece büyük olan ve tüm bunları da gerçekleştiren Ayşe Şule Bilgiç’in nasıl bir ailede yetiştiğini, nasıl bir çocukluk geçirdiğini öğrenmek isteriz…

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. İletişim Fakültesi’nin önüme açtığı her konuda daha üniversite sıralarındayken çalışmaya başladım. Halkla ilişkiler ve dönemin en büyük reklam ajanslarında junior reklam yazarlığı yaptım. CNN Türk’te program yapımının her aşamasında çalıştım. Çeşitli dizi ve sinema filmlerinin kamera arkasından önüne kadar her yerini didik didik ettim. Aynı dönem motosiklet aşkım ile Hürriyet’in Oto Yaşam eki birleşti ve Rüzgarın Kızı ismi ile motosiklet gazeteciliği yaptım. Ama bunların hepsi rüzgarın beni ittiği yerlerde gözlemle hayatın işini/mesleğini bulmaya çalışma arayışımdı. Çizgi film ise ilk kez rüzgarını benim estirdiğim, kendi başıma sıfırdan ve önümde hiçbir fırsat yokken oluşturduğum bir girişim. Diğerlerinden ayrılan en büyük özelliği sıfırdan, karar vererek tüm zorluklarını bilerek ve katlanarak giriştiğim bir iş olması.

Çocukken kendi halinde, içinde fırtınalar kopan ama hep köşeden sessizce olayları gözlemleyen bir çocuktum. İç sesimle baş başa bir çocukluk geçirdim. Kıt kanaat geçinen ama inanılmaz mutlu bir aileydik. Üç kardeş çok eğlenirdik. Annemin hayata pozitif duruşu hepimizi çok olumlu etkilemiş, şimdi fark ediyorum. En sevdiğim çizgi film Heidi’ydi. Hayao Miyazaki, Heidi’nin kreatifi de bu sektörde en beğendiğim saygı duyduğum kişidir.

Muhakkak karşılaştığınız herkes bunu öğrenmek istemiştir sizden; yerli bir çizgi karakter, animasyon kahramanı ortaya çıkarttınız. Üstelik Türkiye böyle devamlılık arz eden bir animasyon kültürüne sahip olmamasına rağmen… Neydi sizi bu yolculuğa sürükleyen?

Türkiye’de yerli çizgi filmin neden üretilmiyor olduğunu ilk dizi setlerinde çocuk dizisi çekerken düşündüm. Türkiye’de çocuk nüfusu çok fazla ve çocuk için özellikli işler yapılmıyor. Bunun çok büyük bir eksiklik olduğunu ve kendi çocuğum olduğunda ona kendi kültürümden beslenen işler izletemeyecek olmanın can sıkıntısı ile “Neden sen yapmıyorsun?” fikri düştü aklıma. Sonra işin detaylarını kurcaladıkça önüme çıkan imkânsızlıklar beni demoralize etmek yerine motive etti. Çocukluğumdan beri varlıkla değil, yoklukla motive olan deli yanım tüm imkânsız denilenlere rağmen bu işi yapmamı söyledi kulağıma. Ama kimsenin yapamayacağı kadar sahici, içten ve özel bir şey yapmam gerekiyordu.

Her şeyden önce bir anne olarak çocuklar için yapılan çalışmaların ne derece özverili ve doğru olması gerektiğinin bilincinde olan birisiniz. Sizce çocukların dünyasında çizgi film veya bir film karakteri kahramanın yer etmesi onların dünyasına ne derece etki ediyor?

Çocukluk dönemi; çocukların çevreleri ile etkileşimlerinden en çok etkilendikleri dönemdir. Algıları son derece açık olan çocuklar, hemen her şeyi kısa sürede hafızalarına kazırlar. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarına olan tutumları kadar, çocukların bulundukları ortamlar ve izledikleri programlar da önemlidir. Bu nedenle çocukların kendilerine örnek olabilecek, onlar için geliştirilen programları izleyebilmeleri gerekir. Bu anlamda çocuk kanallarına büyük bir görev düştüğünü düşünüyorum. Bu amaçla; Planet Çocuk TV’yi 2015 Planet Çocuk Yılı olarak lanse ediyor ve tamamen çocukların gelişimlerine destek olacak programlarla zenginleştiriyoruz.

ÇOCUĞUN GÜVENE İHTİYACI VAR

Çocuklara verilecek olan mesajların nasıl bir süzgeçten geçilerek doğru kanallarla verilmesi gerektiğini çalışmalarınızla şahit oluyoruz. Pepee ve onun yaşamı, ailesi, mesajları dolayısıyla çocuk psikolojisiyle de yakından ilgileniyorsunuz. Öncelikleriniz, hassasiyetleriniz neler?

Sadece çocuklara odaklanıyorum. Hedef seçtiğim yaş grubunu her an gözlemliyorum. Onlara iyi ve güzel kavramlarını keşfedecekleri imkânlar oluşturmaya çabalıyorum her yazdığım senaryoda. Dünyanın güzel bir yer olduğunun altını çiziyorum. Çünkü erken çocukluk döneminde, bilişsel
ve bedensel olarak serpilmesi için çocuğun bu güvene ihtiyacı var. Büyüdüğünde acı gerçekleri zaten kavrayacak. Günümüz çocuklarının algıları çok açık ve hemen her şeyi hızlı bir şekilde öğreniyorlar. Bu anlamda televizyon izlemeden çok neyi, ne kadar izlediğinin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu anlamda gerek dışarıdan aldığımıza gerekse kendi üretimimiz olan yapımlarda her şeyden önce işin pedagojik tarafını gözetiyoruz. Uzman pedagoglar ve akademisyenlerden oluşan bir danışma kurulumuz ile çizgi filmlerle çocukların eğlenirken öğrenmelerini amaçlıyoruz. Düşyeri ekibi olarak bu zamana kadar oluşturduğumuz tüm karakterlerde çocukları eğlendirirken eğitmeyi amaçladık. Bu nedenle ebeveynlerden de destek aldık. Planet Çocuk TV’de yayınlanacak diğer çizgi filmlerin de aynı öğeleri içermesi önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bu anlamda çizgi filmlerimizle; çocuklara fayda sağlamayı, ebeveynlerin onayını almayı, çocuğun duygusal, düşünsel ve davranışsal gelişimini desteklemeyi ve sosyal hayata katılımını kolaylaştıracak önerilerde bulunabilmeyi hedefliyoruz.

Türkiye’deki çizgi animasyon yapımının altyapısı ve insan kaynağını düşünürsek şayet Düşyeri Çizgi Film ve Animasyon Stüdyosu’nu kurarken zorluklar yaşadınız mı? Nasıl bir ekibe sahipsiniz?

Düşyeri Türkiye’de yerel çizgi film kahramanları oluşturmak, düşlerimizdeki çizgi filmlere ulaşmak, Türkiye’de de çizgi film yapılır diyebilmek için kurduğumuz, iki kişi başlayıp şu an tüm departmanları ile 80 kişiyi aşkın ekibi ile büyük bir çizgi film stüdyosu. Eskişehir ve İstanbul olmak üzere iki şehirde ciddi yatırımlar yaptık. Eskişehir’de Anadolu Üniversitesi Tekno Parkı’nda AR-GE departmanımız var. Çizgi filmin canlandırmaları da burada yapılıyor. Diğer tüm ekipler ise İstanbul’da. Düşyeri’nde uzun zamandır çocuk içeriği üretiyoruz ve bir TV kanalımızın olması en büyük düşlerimizdendi. Planet Çocuk ile yollarımız 1,5 sene önce kesişti. Yüzde 100 yerli sermaye ile kurulmuş bir çocuk kanalı Planet Çocuk. Bir seyirci olarak izlerken bu kanalın sahipleri ile tanışmam gerektiğini hissettim. Onlara güçlü içerik gerekiyordu, bize de yayın gücü yüksek bir kanal. 2015 yılı itibarı ile güçlerimizi birleştirdik. Planet Çocuk şu an her şeyi ile bana teslim edildi. Büyük bir sorumluluk. Bana güvenenlerin yüzünü kara çıkarmamak için gece gündüz çalışıyorum. Ancak yetişmiş insan gücünün olmamasından, bir sektör altyapısının bulunmamasına kadar birçok farklı zorluğu göğüslüyoruz. Diğer taraftan çocuk sektöründe çalışmanın ayrı yükleri, yükümlülükleri var. Çok körpe ve verdiğiniz her şeyden etkilenme oranı çok yüksek bir kitle çocuklar. Çocuk sektöründe iş yapan herkesin şu soruyu kendisine sorması gerektiğini düşünüyorum. “Biz, çocuklar üzerinden mi iş yapıyoruz yoksa çocuklar için mi?” Biz ilk günden beri hep çocuğu odak alarak, onların faydasını gözeterek, çocuklar için işler yaptık, yapıyoruz. Onların hislerini, düşünce şekillerini ve ihtiyaçlarını biliyoruz. Birlikte düşler kuruyoruz. Bir çocuk ona karşı samimi olup olmadığınızı çok net anlıyor.

Çok tatlı iki çocuk sahibisiniz. Baba Kıraç efsane bir sanatçı, anne çocukların kahramanının kahramanı… Çocuklarınızla nasıl vakit geçiriyorsunuz? Aile içinde iletişimi sağlamadaki doğrularınız nelerdir?

Kıraç ile beraber aynı stüdyoda çalıştığımız için her an yanımda, yakınlarımda olması bana müthiş huzur veri- yor… Elif Iraz ve Çağrı Manas da çok uzağımızda olmuyor. Böyle olunca her fırsatta birbirimizi görebiliyoruz. İş saatlerimizi düzene soktuk. Ekip olarak çok geç saatlere kadar çalışmamaya, hafta sonlarımızı sevdiklerimize ayırmaya başladık.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Nisan 2015 sayısında yer almıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *