Karşımızda hem hukukçu, hem yazar hem aktör var… Her bir alanda insana dokunmak. onun için bir lütuf… Derinliği, naifliği, belagati, yaşam tarzı ile gönüllerde yer edinen Bahadır Yenişehirlioğlu ile hayat “öz”ünü, yazarlığını, aktörlüğünü, ailesini, duruşunu konuştuk…

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Betül Yazıcıoğlu

Hukuk fakültesini bitiriyorsunuz… Ama yazarlık yönünüz daha ağır basıyor gibi ve de oyunculuk? Ne idi sizi bu alana daha da yönelten? Sizi bu farklı meşgalelere iten, böylesine bir koşturmaca içinde olmanıza sebep olan asıl “öz” nedir?
Hayatı ve insanları çok seviyorum. Merhametin, muhabbetin ve şefkatin bu enerjiyi var ettiğine inanıyorum. İçimde sürekli 8 yaşında bir erkek çocuğu var ve ben onu asla yok etmiyorum. Bizatihi hayatın kendisini yaşamak zaten büyük bir sorumluluk ve insanlar bunu daha da ağırlaştırıyor. Ben bunu zorlaştırmanın değil kolaylaştırmanın taraftarıyım. Kısaca yara açan değil yara saran biri olmak zorundayız. Evrende hiçbir şey bağımsız değil. Her şey bir enerjiyle birbirine bağlı. Madde dediğiniz nedir ki? Her
şey özdeki enerjiden ibarettir. Bir titreşim, sarmal bir hal gibidir. Bu yüzden insan içindeki titreşimin farkına varmalı, enerjinin kaynağına kulaç atmalı, her şeyin özünün aynı ve tek merkezli olduğunu, aslında yok olduğunu anlamalı. Mesafelerin olmadığını anlamalı. Farkındalığını artırmalı. Hiçliğin lezzetini kana kana içmeli. Hayat sonsuzluktur. Her şey sahibini dillendirir. Bütün kâinattaki mahlûkat sahibini dillendirip duruyor. Fakat fark edemeyen o kadar çok insan var ki. Allah(cc) güzeldir, O bizleri en güzel şekilde yaratandır. Sözler beyinden önce kalpten geçmeli. Bazen bir fener yanar, ama körsen göremezsin. Muhabbet tek bir söz gibi görünse de kabını ancak eri bilir. Hayatımız bir denge üzerinde sürüyor. Tüm dünya ve tüm kâinat. Kısaca sınırlarını asla tespit edemeyeceğimiz devasa kâinattan, hücrelerimizdeki hiyerarşiye kadar bu böyle. Yazmak beni belirleyen en önemli faaliyetim. Edebiyata olan aşkım başka türlü sonuçlanamazdı zaten. Yazmasa idim infilak ederdim. İşte beni bu denli çok çalışmaya, üretmeye, koşturmaya iten bu “ÖZ” dür.

Nasıl bir ailede doğdunuz, büyüdünüz? Çocukluğunuzu, gençliğinizi ve ülke ülke yaptığınız araştırmaları dinlemek isteriz…
Çocukluğumun ve gençliğimin travmatik geçtiğini söyleyebilirim. Ama ailem okumuş, aydın ve eğitimin önemine inanan insanlardı. Memleket meselelerinden hiç uzak kalmadılar. Ama ülkemde yaşanan acılar ailemi de derinden etkiledi ve çok acılar yaşadım. Yaşadık. Halen yaralarımı kurutma
derdindeyim. Ayrıca bir baba ile iletişim kurma imkânından mahrum olmanın ne demek olduğunu çok iyi bilenlerdenim. Rahmetli babamın hastalığı buna sebep olmuştu. Hayat bize her zaman mutluluk sunmuyor, ama bizim için önemli olan kaybolmak değil var olmaktır. Acılardan güç kazanmanın önemini çok iyi biliyorum. Bu insanı çok daha güçlü kılıyor.

Peki, dünyanızda yazmak ne ifade ediyor sizin için? Savunma mı, ifade etme mi, mesaj gönderme mi?
“OKU” emri bazı insanlarda bir süre sonra “YAZ” emrini peşi sıra getirir. Allah vergisi tabii. Güçlü bir medeniyet inşasında romancılığın çok önemli bir yer tuttuğu tartışmasız bir gerçektir. Kültürel kodlarımızın bütün muazzamlığını objektif olarak tespit edip ve bugün ile harmanlayarak evrensel bir bakış açısıyla genç neslimize ve geleceğe aktarmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun için edebiyatın ve onun en güçlü dalı romancılığın bu sebeple muazzam bir etkiye sahip olduğunu düşünüyorum. Bu konudaki gelişmeler tam arzu ettiğimiz manada olmasa da, giderek artan bir ivme ile yoluna devam ediyor. Ben romanlarımda bunun gayreti içerisindeyim. Beyaz Usta Siyah Çırak romanımda 12 Eylül, Kerime romanımda ezanın Türkçe okunduğu yıllar, Son Hasat romanımda şizofren bir nesil ve dönem, Aşk Cephesi romanımda Çanakkale, Aşk Çölü romanımda ise Yemen, Kanaviçe romanımda tehcir meselesi, Kara Güneş
romanımda 15 Temmuz’un 40 yıl önce nasıl başladığı ve bugüne nasıl gelindiği eserlerimin kalbini oluşturuyor.

“KÜRESEL SÖMÜRÜYE KARŞI ÇARE YAZMAK”

Romanlarımın içinde aşk çok önemli bir yer tutar. Günümüz algısından farklı olarak aşk, benim için hormonal faaliyetin çok ötesinde farklı bir anlam ifade ediyor. Şunu da eklemek isterim; ben salt tarih değil, tarih perspektifinde insan ruhuna derinlemesine yolculuk yapan metinler yazıyorum. Küresel sömürü düzeninin bitmek tükenmek bilmeyen kötülüğü karşısında açtığı yaralar karşısınd bizlerin yazarak yara sarması gerekir diye düşünüyorum.

Çok halim selim ve çok naif konuşuyor, öyle hareket ediyorsunuz sizleri gördüğümüz kadarıyla. Naiflik bir yaşam tarzı olabilir mi ya da ne kadar mümkündür sabırlı olmak; bu kadar ağırlaşan yükler, sorumluluklar ve günü kurtartma telaşı içerisinde?
Nezaketin önemli olduğunu düşünüyorum. Giderek toplumumuz bunu kaybediyor. Oysa toplumsal birlikteliğimiz için bu son derece önemli.
Ben inandığım değerler konusunda son derece hassas biriyim. Kimsenin
benim gibi düşünmesini tabii ki beklemiyorum; farklı kültürlerden, farklı siyasi düşüncelerden, farklı etnik ve din anlayışlarından geliyoruz. Bu kadim coğrafya bu yüzden bu denli güçlü ve renkli. Önemli olan birbirimize saygı duymamız, birbirimizin değerlerine karşı hassas davranmamız. Birinin yokluğu üzerine varlık üretmenin doğru olmadığına inanalı çok oldu. Bu benim için bir yaşam biçimi. Ama inandığım değerler
ve kutsallarıma saldırı olduğunda nezaketimin dışında bambaşka bir yüz ile karşılaşmanız mümkün. Şahsımla alakalı değil tabii ki bu tepkim; inandığım kutsallarım ve kırmızı çizgilerim ile alakalı.

Nasıl bir aile hayatınız var? Aile içi güçlü iletişimi sağlamada doğrularını neler?
Ailenin gücüne inanırım. Halen âşık olduğum karımla beraberim ve sonsuza kadar böyle sürmesini istiyorum. Birbirini seven insanların oluşturdukları aile içerisinde büyüyen çocukların son derece sağlıklı olduğu, kendisiyle barışık ve güçlü bireyler olarak topluma katıldıkları gerçeğini hiçbir zaman gözden uzak tutmadık. Ayrıca ailenin mahremiyetine inanırım. Göz önünde olan benim. Ailem bunu pek tercih etmiyor. Bazen isteğim üzerine zorla aile fotoğrafı paylaşmama
izin koparabiliyorum. İnanın bunu bile zorla elde edebiliyorum. Ailem benim sığındığım limanım oldu her zaman.

Tahsin Paşa rolü ve dahi diğer yorumladığınız karakterler sizin için biçilmiş kaftan mı? Dizi, oyunculuk hayatınız nasıl gidiyor?
Edebiyatçı bir sanatçıdır. Edebiyat bizatihi sanatın kendisidir bile diyebiliriz. Sanatçı olmanın verdiği duygu yoğunluğundan yola çıkarak insanlara ulaşma aracı olarak aktörlüğün önemine inanıyorum. Şiar edindiğim “Yara açan değil, yara saran olmak” düsturu burada da kendini gösteriyor. Bu yolun son derece etkili olduğunu düşünüyorum ve bunu kullanmanın bir sorumluluk olduğunun altını ciddi olarak çizmek istiyorum. Somut yaşam gerçeğini canlandırmayı hedefliyorum. Beni izleyenler bir oyun değil, gerçek bir yaşam kesiti ile karşılaşsınlar istiyorum. Bu ilke doğrultusunda, seyircide, izlediğini yaşamasını sağlamak, bir oyun içinde olduğunu unutturmak, gerçek bir olay seyrediyormuş duygusunu vermek istiyorum.

“DOĞRU, BİLİNÇLİ, YARA SARICI BİR OYUNCULUĞUN LEZZETİNİ YAŞIYORUM”

Sahnelerimin sanki gerçekmiş gibi bir izlenim bırakmasında, perdede olanların gerçekten oluyormuş gibi algılanmasında bunun büyük bir enerji doğurduğuna inanıyorum. Alışılmış oyunculuk biçimine, sahnede kalıplaşmış konuşma ve davranış biçimlerine karşı çıkıyorum aslında. Oynadığım rollerin abartılması, alkış toplamakiçin alışılmış oyunculuk hilelerine başvurmayı şiddetle reddediyorum. İzlenen eserin olup biten her şeyin seyirciler için inandırıcı olması için, oyunumda, rolümü, seyircinin kendini oyun kişisinin yerine koyabileceği ve duygularını paylaşabileceği sahicilikte olması olmazsa olmazım aslında. Bir aktör olarak birden parlayıp sönen esin anlarını önemsemiyorum; bütün parıltıları kontrol altında tutmanın önemine inanıyorum.

Hem okumak, hem yazmak hem de oyuncu olmak… Başarılı olduğunuz bu üç haslete ya da en azından birine güçlü bir şekilde sahip olmak isteyen gençler için neler önerirsiniz?
Bunun için çok okusunlar. Ben hukuk eğitimi aldım ve uzun yıllar mesleğimi icra ettim. Bu arada bir edebiyatçı ve aktör olarak
sorumluluklarımı yerine getirmeye çalışıyorum. Lakin bütün yaşantım boyunca kendimi yetiştirmek ve bugünlere hazırlamak konusunda daimi çalıştım. Okudum ve inceledim. Tamam olduğunuzda -ki bunu söylemek çok zor-, enazından tamama yaklaştığınızda ortaya çıkmanın önemine
inanıyorum. Bu yüzden gelecek günler için şimdiden gençler alt yapılarını oluşturma gayretinde olmalılar. Okusunlar, memleket ve dünya meselelerinden uzak kalmasınlar. Kadim tarihimizi ve kültürümüzü içselleştirmeden evrensel bir bakış açısı kazanmaları mümkün değil.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Ağustos 2017 sayısında yer almıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *