Efsane bir isim Bülent Akarcalı.. Eski Sağlık Bakanı ve sigara içme yasağı kendisinin çabaları ile kanunlaştırıldı. Bizler de kendisiyle sigara ve tütün endüstrisiyle mücadelesini, aldığı tehditleri, yaşadığı zorlukları konuştuk… Bir mücadele ancak bu kadar iyi sahiplenilir… Bülent Akarcalı’ya ve sigara yasağını kanunlaştırmada emeği geçen tüm isimlere teşekkürü bir borç bilirim…

Röportaj: Sümeyya Olcay

Sizi hem iş adamı hem üniversite kurucusu hem de Sağlık Bakanı ve Turizm Bakanı olarak görev yaptığınız alanlarla tanımaktayız. Şüphesiz bu kadar görevin içinde sizin en çok çaba sarf ettiğiniz ve zorluk yaşadığınız görev Sağlık Bakanı olduğunuz dönemlerdi. Kapalı mekânlarda sigara içme yasağı sizin çabalarınızla kanunlaştırıldı. O dönemlere dönmek istersek, ülkemizde o yılarda tütün kullanım oranları nasıldı? Zararları ne boyuttaydı?

Türkiye’nin, Türk halkının sigaraya karşı hep bir zaafı olmuştur. Asırlar önce Fransızların kullandığı; ‘’Türk gibi sigara içmek’’ deyimi bu hazin tabloyu daha açık bir biçimde gözler önüne serer. Genç bir nüfus, hızla ilerleyen toplumumuzda sigara insanlarımızın kişiliklerini ortaya koymanın bir yöntemi olarak kullanılmakta. Sanatçılar belki daha karizmatik olduklarını düşünürler sigaralı pozlarıyla. Çocukları uğruna her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmayan anne-babaların ise bu zararlı maddeyi kullanarak çocuklarına karşı teşvik edici bir model oluşturduklarını nasıl fark etmediklerini hala anlayabilmiş değilimdir.

Sigaraya karşı yapılan kampanya, Dünya Sağlık Teşkilatı’nın da dikkatini çekti, bize destek oldular, yol gösterdiler, bilgi verdiler. O sırada Türkiye’de sigara içiminin halkımız arasında ne kadar yaygın olduğuna dair pek bilgimiz yoktu. SİAR adında siyasi ve PİAR adında piyasa araştırma şirketlerinin sahibi Bülent Tanla bu hususta bize yardımcı oldu. Adaşımla 1985-87 arası Anavatan Partisi’nin Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürütürken tanışmış ve sosyolog Nilüfer Göle Hanım’ın ciddi araştırmalara dayanan katkılarıyla seçim sonuçlarını en iyi öngören anketleri yapmıştık. Tanla belki de ülkemizdeki sigara alışkanlığı, sigara içimi hakkında ilk kapsamlı araştırmayı yapan kişi oldu. Ortaya çıkan tablo korkunçtu. Biz, Sağlık Bakanı olarak ülkeyi daha sağlıklı bir hale getirmeye çalışırken, sigara gençlerimizi, hatta çocuklarımızı, kısacası tüm geleceğimizi hızlı bir şekilde sağlıksız bir yaşama doğru itiyordu.

Sigarayı özendiren sigara şirketlerinin reklamlarıydı.

1988’de sigara içme yaşının ilkokul çağlarına kadar düştüğünü öğrenmek, bizleri derin bir endişeye sevk ederken, aynı zamanda bu illetin kökünü kazımak, yok etmek amacıyla başlattığımız politikada ne derece haklı olduğumuzu gördük. 12-13 yaşındaki çocukların sigara içme özentilerini körükleyen bir numaralı faktör; sigarayı özendirici hale getiren sigara şirketlerinin reklâm, tanıtma ve okul önlerinde bedava sigara dağıtmaya kadar giden pazarlama taktikleriydi. 15 yaşını aşmış her genci bir sigara tiryakisi yapmak bu şirketlerin temel aynı zamanda da en ölümcül hedefleriydi. Daha sonraki yıllarda ve halen de süren uygulamalarıyla sigara şirketlerinin marka alışkanlığını yaratmak ve sürdürmek için, tütünlerine özel kimyevi maddeler ve koku verici aromalar kattıklarını öğrendik.

Amerika dünyada uyuşturucuya karşı çok büyük mücadele verirken, kendi şirketlerinin, dost ve müttefik bir ülkede, uyuşturucuya alıştırma metotlarıyla iş yapan şirketlerini önemsemiyordu.  Ama sonunda önemsemeleri gerektiğini de anlattık kendilerine!  İstatistikler yalnız Türkiye’de yılda 120.000 Türk vatandaşının erken öldüğünü gösteriyor. Bunun yanında gençlerimizin sağlığı ve geleceği tehdit altına alınıyor. Sigara şirketleri, belirli bir yaşa ve olgunluğa erişmiş yetişkinlerin sigaraya başlama ihtimalinin çok düşük olduğunu hesap ederek, çalışmalarını gençler üzerinde yoğunlaştırıyorlar. Bunun yanı sıra pazarlarını kendi merkezlerinin bulunduğu gelişmiş ABD, Kanada, Avustralya ve Avrupa ülkelerinde değil, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaygınlaştırıyorlar. Gelişmiş ülkelerde her geçen gün daha da katılaşan sigara yasakları ve ödemek zorunda kaldıkları yüz milyarlarca dolara  -evet yanlış okumadınız milyon değil-  varan para cezaları ve mahkemelerce verilen tazminat kararlarıyla mücadele ederek ayakta kalmaya çalışmak yerine; az gelişmiş ve henüz gelişmekte olan ülkelerde, gerek yasal gerekse yasal sınırları zorlayan yollarla büyümeyi tercih ediyorlar. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliğinin bu şirketlere kestiği cezaların parasını da bir yerde halkımız içtiği sigaralara verdiği parayla ödüyor.

Sigara yasağını bir yasak söylemi ve amacı için değil de bir sağlık politikası olarak ele aldınız. Bu sağlık politikasını biraz açabilir misiniz bizlere?

Bakanlık görevimi devir aldıktan sonra Türkiye’nin sağlık politikası için ne yapabiliriz diye düşünmeye başladım. Bana göre en mantıklı yol, tıp dünyasında konuşmak ve fikir alışverişi yapmaktı. Yakından tanıdığım, dönemin YÖK Başkanı Sayın İhsan Doğramacı’yı arayıp kendisinden Türkiye’nin sağlık politikası hakkında görüşmek üzere Tıp Fakülteleri Dekanları ve Tıp kökenli Rektörlerle bir toplantı düzenleyip düzenleyemeyeceğini sordum. Bu gibi konulara ilgi duyan, tez canlı, bugünün işini dün bitirmeyi seven Doğramacı ile hemen o pazar günü, Vakfına bağışladığı, Ankara Bahçelievler’deki konutunun büyük toplantı salonunda bütün gün süren bir toplantı yaptık ve burada sağlık meselelerini tartıştık. Bu toplantı esnasında ortaya çıkan bir düşünce de sağlık konusunda halkı duyarlı kılmak için neyi sembol alabiliriz, sağlıklı toplum mesajı verecek ne olabilir diye düşünürken; Türk insanının sağlığını tehdit altına alan, temel bir sağlık sorunu haline gelmeye başlayan sigaraya karşı bir duyarlılık mücadelesi yürütme üzerinde hemfikir kaldık.

O dönemin sağlık politikası sigara üzerine kuruldu o halde…

Hem milleti hem de memleketi esir alan sigara, evet, o günden itibaren sağlık politikamızın bir sembolü oldu. Sigaranın sağlığa zararlarını içeren ve halkı sağlık konusunda bilinçlendiren, sigaraya karşı bir kampanya yürütülmesinin çok yararlı olacağını o gün kararlaştırdık. Keşke o gün o toplantıya katılanların adlarını saklamış olsaydım… Fikir, bir ekip çalışması sonunda çıkmıştı. Ve bu fikri bir uygulamaya dönüştürmede bütün Akademik Dünya ve YÖK Başkanlığı tam destek verir durumdaydı. Bu durum Bakanlığa yeni başlamış biri için son derece ciddi bir avantajdı. Bir-iki gün sonra konuyu, Cumhuriyetin Meclis muhabiri olan Faruk Bildirici ile konuşma imkânı oldu. Faruk Bildirici ciddi bir sigara düşmanı ve yapılacak her türlü güzel harekete açık bir arkadaştı. Sigaraya karşı bir kampanya yürütülmesi konusunu ilk işleyen,  Sayın Bildirici oldu ve ilkyazı, yanılmıyorsam Cumhuriyetin en arka sayfasında çıktı.

Programda sigaramı ve çakmağımı teslim ettim.

Hükümet, 12.21.1987de kurulmuştu. Yılbaşı yaklaşmıştı. Bakanlık bünyesinde gerekli çalışmaları başlatıp kampanyanın yeni yılda tam hızla devreye girmesini sağlamak için 1 Ocak 1988 günü, öğleden sonra, TRT 2’de, rahmetli Cevat Taylan’ın yaptığı bir programda sigara karşıtı kampanyamızı anlattım. Kampanyayı tetikleyecek mesajı vermek, düğmeye basmak için de Cevat Taylan’a üzerimde olan sigaramı ve çakmağımı verdim ve veriş o veriş oldu. Ondan sonra bir daha tütüne, tütünlü hiçbir ürüne yakından veya uzaktan dokunmadım.

Başta Mesut Yılmaz olmak üzere Cavit Kavak, Veysel Atasoy gibi arkadaşlar “tuvalette gizli gizli içiyormuşsun, biz haberini aldık diye takılırlardı”. Şimdi rahmetli olan Veysel sonradan sigarayı bırakmıştı ama sonrası bile maalesef çok geç olmuştu onun için. Her gün içtiği paketlerce sigara değerli bir siyaset adamını aramızdan erken aldı.

1991 yılında 4207 sayılı Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenilmesi Yasa Teklifini hazırlayıp meclise sunmada ve bu kararın çıkmasında epey zorluk yaşadınız.. Mecliste neden bir problem çıktı? Ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

“9 Ocak 1991 Çarşamba günü TBMM Genel Kurulu’nda; “İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı ve 40 Arkadaşının, Sigara Tütün ve Tütün Mamullerinin Zararlı Alışkanlıklarından Koruma Kanunu Teklifinin görüşmelerine, Adalet Komisyonunda kabul edildiği şekilde; Adana Milletvekili Cüneyt Canver’in, 1177 Sayılı Tütün ve Tütün Tekeli Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve İstanbul Milletvekili Reşit Ülker’in Sigaranın Zararlarının önlenmesi îçin 6 Mayıs 1930 Gün ve 1593 Sayılı Genel Sağlık Yasasına (Umumî Hıfzıssıhha Kanununa) Kimi Maddeler Eklenmesine ilişkin Yasa Önerisi ile birleştirilerek, “Gündem”in 3. sırasında başlandı.”

Tümü 10 maddeden oluşan bu teklif, TBMM Genel Kurulunda tüm partilere mensup milletvekillerinin oylarıyla kabul edildi.

“Kişilerin, tütün ve tütün mamullerinin zararlarından, bunların alışkanlıklarını özendirici reklam, tanıtım ve teşvik kampanyalarından koruyucu tertip ve tedbirlerin alınması amaçlanan” kanunla “Sağlık, eğitim-öğretim ve kültür hizmeti veren yerler ile spor salonlarında ve toplu taşımacılık yapılan her türlü nakil vasıtaları ve bunların bekleme salonlarında tütün ve tütün mamulleri içilmesini yasaklıyor, bu gibi yerlerde tütün ve tütün mamullerinin içilebilmesi için ayrı yerler tahsis edilmesi öngörülüyordu. Kanun, tütün ve mamullerinin isim, marka veya alametler kullanılarak her ne suretle olursa olsun reklam veya tanıtımının yapılması veya bunların istimalini teşvik veya özendiren kampanyaların düzenlenmesini de yasaklıyordu. Tütün ve tütün mamulleri içilmesinin yasaklandığı yerlerde buna dair uyarılar, asgarî on santimetrelik puntolarla herkes tarafından görülebilir yerlere asılacak veya yazılacaktı. Türkiye’de üretilen veya ithal edilen tütün ve mamulleri paketinin üzerine açıkça görülebilir ve rahatça okunabilir şekilde bir santimetre boyundaki puntolarla, “Sağlığa Zararlıdır” ibaresi konulması, bu nitelikteki ibareyi taşımayan tütün ve tütün mamullerinin ithal edilemeyeceği ve satışa çıkarılamayacağı koşulu getiriliyordu.

Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu (TRT) da ayda en az otuz dakika tütün ve tütün mamulleri alışkanlığının zararları konusunda uyarıcı ve eğitici yayınlar yapmakla zorunlu kılınıyordu. Getirilen yeni düzenlemelere uyum için süreler de belirleyen Kanun, yasaklara uymayanlara para cezaları verilmesini de hükme bağlamıştı. TBMM’de kabul edilen kanun, onaylanmak üzere Cumhurbaşkanlığına gönderilmişti.

Bu arada, Irak birliklerinin, 2 Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgaliyle başlayan süreçte ABD öncülüğünde oluşturulan uluslararası güç, Kuveyt’i işgalden kurtarmak için Irak’a 17 Ocak 1991’de “Çöl Fırtınası” adı verilen harekâtla saldırı düzenledi.

 ABD’li sigara şirketlerinin savaşı başka!

İşte böyle bir savaş ortamında dahi Amerikalı sigara şirketleri, adeta başka bir savaş vererek, ABD Başkanı baba George Bush’u devreye soktular ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın yasayı imzalamayıp yeniden görüşülmek üzere Meclis’e göndermesini sağlamayı başardılar!

Cumhurbaşkanı Turgut Özal imzasıyla 24 Ocak 1991’de “bir defa daha görüşülmek üzere” TBMM Başkanlığına iade edilen kanunla ilgili iade yazısında; kanunda öngörülen “bir, üç ve altı ay” gibi geçiş sürelerinin yetersizliği, gerekçe gösteriliyordu. Oysa bu süreler, konunun uzmanlarınca belirlenmiş; TBMM Adalet Komisyonunda, Genel Kurulda tüm üyelerce “yeterli” bulunmuştu. “Kişilerin özgürce seçme hakkının ellerinden alındığı” iade gerekçeleri arasında sayılıyor ve buna örnek olarak “İsviçre Hükümetinin Ekim 1990 tarihinde sigara reklamlarının topyekûn yasaklanmasını öngören girişimlere, ‘serbest piyasa ekonomisine aykırı olduğu ve kişilerin özgürce seçme hakkını ortadan kaldırdığı’ gerekçesiyle karşı çıktığı” gösteriliyordu. Ancak, sigara içmeyenlerin, çocukların, gençlerin, hastaların, hamilelerin, kapalı yerlerde sigara dumanına maruz kalmalarının yol açtığı sağlıksız durum ile onların “kişisel özgürlükleri” bu gerekçede göz ardı edilebiliyordu. Bu “veto” kaç kasa şampanyaya patladı bilemiyorum ama merhum Özal’ın, daha Körfez Savaşı’nın başında iken baba Bush ile uyum içinde olduğu açıktı.

 Uyumlu bir telefon görüşmesi

Baba Bush, Irak’a saldırı öncesinde ve sonrasında Cumhurbaşkanı Özal’a danışıyor, onun fikrini alıyordu. Bu uyumun ortaya çıktığı telefon görüşmelerinden biri:

“Yer: Cumhurbaşkanlığı Köşkü, Körfez Savaşı dönemi, Ocak 1991.

– Sayın Cumhurbaşkanım,  bugün akşamüstüne doğru ABD Devlet Başkanı George Bush sizi telefonla arayacak biliyorsunuz. Washington-Ankara arasında 7 saat fark var. Orada sabah saat 09.00 iken burada 16.00 oluyor.

– Evet, biliyorum hangi konulara değineceği hakkında bilgi geldi mi?

– ABD Büyükelçiliği Körfez Savaşı ve Saddam’a karşı yürütülen politikalar hakkında diyor… Ancak…

– Ancak ne?

– Efendim söylemesi zor, ama… Washington’daki Büyükelçimize  göre galiba sizden Bülent Akarcalı’nın Meclisten geçirdiği ve size imzaya gelen sigara reklam ve toplu yerlerde sigara içme yasağı hakkında ciddi talebi olacakmış…

– Nasıl yani? Bizim Meclisten geçen bir kanunda onun ilgisi ne ki!?

– Vallahi bilemiyorum efendim.

(Perşembe saat 16.30 Cumhurbaşkanlığı Köşkü)

– Efendim birkaç dakikaya kadar Başkan Bush telefonda…

– Tamam, telefonda direkt İngilizce konuşacağım ama tercümanları da hazır edin; hassas, ince anlamlar farkları içeren cümle ve konuşmalarda bana yardımcı olsunlar.

– Tamam efendim. Bağlıyorum…

– Hello Turgut, how are you?

– Fine Mr. President, happy to hear you

(İyiyim sesinizi  duymaktan mutluyum.)

– Sevgili Dostum, bu Irak meselesi üzerine biraz görüşünü almak istiyorum.

Konuşmalar devam ediyor. Daha sonrasında;

– Turgut, I have something more to tell you. (Turgut, sana söylemem gereken başka bir şey daha var.) It is not easy for me, I am sure neither will it be for you. (Benim için kolay değil, senin için de kolay olmayacağına eminim.)

– Nedir bu zor olan konu?

– Kongrede ABD Tütün Lobisi çok güçlüdür. Biz Cumhuriyetçilere ciddi maddi ve siyasi destek verirler, 20-30 Kongre üyesi ve senatör, onlar olmazsa seçilemez.

– Galiba nereye geleceğinizi anladım, sizin sigara şirketlerinin Türkiye ortakları da benzer şekilde benim üzerime geliyorlar.

– Şu sıkıntılı günlerimde beni bir de bu lobiyle çatışır durumda bırakmayın lütfen. Irak için her üyenin ayrı desteğine ihtiyacım var.

– Sayın Başkan tamam da… Bu adamlar ülkeleri savaşa girmişken, nasıl sıkıntı yaratabilirler? Bunlar Amerikalı değil mi? Milli duyguları yok mu?

– Turgut dostum, sana baskı yapanlar Türk değil mi? Milli duyguları yok mu? Aynı şey işte… Evet, bendekiler de sendekiler de yalnız ‘para-ticaret-pazar payı’ dışında bir duygu taşımıyorlar, tam tersine savaş ortamını bir fırsat biliyorlar. Amerikan tütün lobisi acımasızdır. Kanser olmaya, ölüme, sigara içmekten sürünene aldırmaz. Bir tek kazandığı paraya bakar. Sayın Başkanım, sevgili dostum, bu çok şahsi bir ricamdır, olmazsa olmaz bir talebimdir. Senden anlayış ve destek bekliyorum. Bu yardımı unutmayacağım. Teşekkür.

– Bir bakalım ne yapabiliriz,  hoşça kalın…

Tütün gibi dev bir endüstriyi hem de ülkenizde tüketimi yüksek olan bir maddenin kartelini karşınıza aldınız. Bununla mücadele ederken birçok baskıyla karşı karşıya kaldığınız malumumuz. Bilhassa özel hayatınıza bu sıkıntılar nasıl sirayet etti? Neler yaşadınız o dönemlerde?

Uluslararası sigara şirketlerinin ne gibi yollara başvurduklarını, beni nasıl durdurmaya çalıştıklarını, bu şirketlerin varlıklarını sürdürebilmek için hangi yollara başvurabildiklerini anlatmak isterim. Ailem İzmirlidir. İstanbul Altun-i zâdeli olan annem, İzmir’e gelin gitmiş.  Babam 1985 yılında vefat etti. Sağlık Bakanlığım ve sigaraya karşı mücadeleyi yürüttüğüm yıllarda annem evinde yalnız yaşardı. 1988’ in Mart ayı, kampanyayı başlayalı iki aydan fazla olmuş,  Anneme bitişik dairede oturan kız kardeşim aradı:

“Ağabey, sen üzülmeyesin diye annem sana söylemiyor ama kendisine ciddi tehdit telefonları geliyor, telefonda ‘’oğluna söyle bu sevdadan vazgeçsin yoksa sonu kötü olacak’’  gibi şeyler söylüyorlar.”

Ben hemen annemin telefonunu dinletmeye aldırdım ama bir sonuç çıkmadı. Teknoloji bugünkü kadar gelişmiş değildi ve telefonlar sokaklardaki kabinlerden ediliyordu. Bunun üzerine annemin telefonunu değiştirdim ve gizli numaralar arasına aldırdım. Bir süre sonra kız kardeşim tekrar arayıp;

“Ağabey, annem gerçekten korktu, senin telefon numarasını değiştirtmenden bir gün sonra yine tehdit telefonu geldi ve ‘’siz istediğiniz kadar numara değiştirin biz sizi bulmasını biliriz’’ dediklerini aktardı. 1988 yılında annemin ev telefonunu tam yedi defa değiştirdim ve gizli numaraya aldırdım. Ama her seferinde numarayı öğrenip tacizlerine devam ettiler.

Bizlere yaptığınız soykırımı inkâr edenler ölecektir

Avrupa Konseyi Türk Parlamenter delegasyonu üyesi iken, bazı komisyon toplantıları için Paris’e gider, Elçiliğimize dahi haber vermediğim kendi seçtiğim mütevazı bir otelde kalırdım. Üçüncü kalışımda bir gece oda telefonum çaldı, açtığımda “Bizlere yaptığınız soykırımı inkâr edenler ölecektir’’ içerikli Fransızca bir mesaj aldım ve telefon kapandı. Öbür gelişte başka bir oteli seçtim ama aynı ses aynı mesaj beni yine buldu ve ayrıca ‘’otel değiştirmek bir şey ifade etmez’’ dedi. Türkiye’ye dönünce bu konularda uzman bir yetkiliyle konuştuğumda ‘’bu sırf taciz için yapılır, niyetleri başka olsa hiç haber vermezler’’ demişti.

Anneme gelen telefonlardan sonra bu olay aklıma geldi ve annemi zar zor; “bunlar sırf bizi rahatsız etmek için yapıyorlar onun ötesinde bir niyetleri yok, boş ver aldırma” dedim ama ana yüreğinin ne olduğundan ben ne anlarım ki, annem endişelenmeye ve evhamlarına devam etti tabii.

Anneme misafir kılığında bile geldiler.

Yıl 1993. Bir gün annemle konuşurken, sohbet arasında ilginç bir olay anlattı. Hala mahalleli kültürünün yaşadığı semtlerde bayanlar on beş günde bir, ayda bir kendi aralarında toplanır ve herkes yapıp getirdiği yemeği yerken de bol bol sohbet ederler. Toplanma sırasının annemde olduğu bir gün, mahalleden komşular gelir. Aralarında annemin ilk defa gördüğü iki hanım da vardır. Annem herhalde mahalleye yeni geldiler diye düşünerek onları da buyur eder. Yemekler yenir, çaylar içilir, sohbet başlar. Gelen o iki kadın ısrarla benim sigara yasağına lafı getirip anneme;  “Hanım şu oğluna söylesen de şu sigara işini bıraksa. Aslan gibi çocuğun başına dert alıyor, yazık değil mi?” mealinde konuşurlar.  Annem, bunları mahalleye yeni gelmiş komşu sandığı için ‘’hı hı‘’ deyip başını sallayıp geçiştirir, önem vermez. Ama daha sonra bu olay kız kardeşimin dikkatini çeker ve araştırır. Sonunda anlar ki; bu iki kadın mahalleden değildir.

Bir valiz dolarla davamdan vazgeçirmeye çalıştılar!

Ortaokulu İzmir Saint Joseph Koleji’nde okudum. Hazırlık sınıfıyla birlikte dört yıldı. İzmir’in Rum, Musevi, Ermeni, Levanten diye tanımladığımız İtalyan ve Fransız kökenli ailelerinin çocuklarıyla yakından arkadaş oldum. Benim dedelerim 1850’lerde, Uşak’ın Akarca Köyü, Sivaslı Aşireti mensupları olarak gelip İzmir’e yerleşmişler, İzmir’de Akarca mahallesini kurup, Akarcalı Camii’ni inşa etmiş kişilerdi. Kendimi hep çok köklü İzmirli hissetmişimdir. Okulda tanıdığım Levanten arkadaşların aileleri asırlardır İzmir’de ikamet eden vatandaşlarımızdır.  Bunlardan bir tanesinden yıllar sonra bir telefon aldım. Telefondaki arkadaşım, Ankara’ya bir iş için geleceğini, bu arada beni de görmek istediğini belirtti, memnuniyetle dedim. Bir süre sonra arkadaşım daha önce de konuştuğumuz gibi Ankara’ya geldi ve kendisiyle görüştük. Sohbet sırasında bana kartvizitini verdi. Baktım, tütün işiyle uğraşan birisi. Bana bu sigara ile mücadele işinden vazgeçmeyi düşünüp düşünmediğimi, vazgeçtiğim takdirde hayatımın maddi açıdan ne kadar rahatlayabileceğini söyledi. Hatta gelirken yanında çanta irisi yarım valiz getirmişti. Bir ara içinden doküman alır gibi valizi açtığında, çok dolaylı bir şekilde o valizin dolarla kaç paraya dolabileceği hesabını bana sormuştu. Bu ve benzeri teklifler ilerleyen zaman boyunca da ciddi bir şekilde karşımıza çıktı.

O sıralarda ABD Kongre üyelerine Amerikan sigara şirketlerinin Türkiye’yi nasıl bir nevi uyuşturucu pazarına çevirmeye başladıklarını anlatan bir mektup taslağı hazırlamıştım. Bu mektubu daha sonra genişleterek başkan Clinton ‘a göndermem nasip oldu. Gelen arkadaşa ‘’bak dostum, sen asırlardır bu topraklarda yaşayan dürüst, sağlam ve köklü bir aileye mensupsun, benim yaptığım da dürüst bir iş, kendini bu adamlara satmaya değer mi?  Bunun için mi bunca yıl en zor okullarda en iyi eğitimleri aldık?  Sen lütfen şu taslak mektubunu senden aracı olmanı isteyenlere vererek, bu pislikten çekil ‘’  anlamında nutuk çektim. Daha sonra bu arkadaşın vicdanının sesine kulak verip çıkarmaya çalıştığımız yasa lehine ciddi bir tavır koyduğunu öğrendim.

Sigara şirketleri beni yakın markaja aldılar.

Uluslararası sigara şirketi mensupları sürekli gönderdikleri mesajlarla beni ne kadar yakın markaja aldıklarını ifade ediyorlardı; “Sen Bakanken bile biz gizli telefon numaralarına ulaşır, annenin evine insanlarımızı sokar, eski arkadaşlarını tespit eder onlar aracılığıyla telkinlerde bulunuruz!”

Siyasi hayatta gündüz fikri çalışma yapıp yazı yazmaya, rapor hazırlamaya vakit bulamazsınız. Parti Teşkilatından, seçim bölgelerinizden gelenlerle, Meclis ve Komisyon çalışmalarıyla gününüz geçer.  Ben de bazen geceleri ve özellikle kolay erişilemeyecek bir yere kapanır, elimdeki dosyaları bitirmek için çalışırdım. Böyle bir akşam saat 22.00 civarında ev telefonu çalar. Eşim telefonu açar. Ağlamaklı bir ses; “Abla, ağabeyi vurdular, Allah sana uzun ömürler versin, cenazesi hastanede gel al’’ der.  Bunun üzerine endişeyle beni aramaya başlarlar ama o zaman cep telefonu yok. Çağrı cihazım vardı ama onu da yanıma almamışım. Gece geç saatte eve vardığımda olayı öğreniyorum.

Bu olayların açığa çıkması, basında yer alması sigara içim ve reklamını kısıtlamayı öngören yasayı çıkartmaya azmetmiş olan bizleri ürkütüp geri plana çekilmemize yol açmıyordu. Kimsenin öyle kolay kolay pes etmeye niyeti yoktu. Buna karşılık sigara şirketleri de pes etmeyip yine yurt dışındaki ağa babalarından yardım ve destek istemeye devam ediyorlardı!  Türkiye’dekilerle yetinmeyip ya da onlara güvenemeyip bir de Amerikan lobici getirmeye başlıyorlar.  İthal etmedikleri bir tetikçi kalıyor!  Hiç biri işe yaramıyor. Yasayı ve sigaraya karşı Türkiye’de hızla gelişen bilinçlenmeyi durdurabilmek artık imkânsız. Ama yine de sigarayı özendirmek ve gündemde tutmak için öylesine girişimlerde bulunuyorlar ki; şeytan bile yanlarında amatör kalır.

Türkiye’nin sigara yasağında diğer ülkelere emsal olmasından korktular.

Mesele yalnız Türk pazarını ele geçirmek değil. Kendi ülkelerinde sigara tüketimi hızla azalıyor. Sigara içimini başka ülkelere yaymak lazım. Türkiye,  bölgesinde ve İslam dünyasında etkin bir isim.  Sigara ve reklam yasağı başka ülkelere emsal olabilir. Dolayısıyla bu yasayı ne pahasına olursa olsun, Meclis’ten geçirmemek gerektiğine inanıyorlar. İkna edebileceklerine inandıkları Siyasi Parti Yöneticisi, Milletvekili bulmaya ve bulduk sandıklarını ikna edecek yol ve yöntemler aramaya başlıyorlar.

Ankara’da, işi gücü İstanbul iş dünyasına aracılık yapmak ve vereceğiz diye topladıkları rüşvetleri cebe atmada uzmanlaşmış tüm bezirgânlar, sigara şirketlerinden para sızdırmak için öneri üzerine öneri geliştirip sunuyorlar. Ama sağ olsunlar bu oyunlara kanan veya uyan pek kimse çıkmıyor. Niyetlenenlerin hakkından da bu işe gönül koymuş olan bizler geliyoruz. Artık yalnız da değiliz. İlk başlarda fazla bilgisi olmayan birkaç arkadaş bunların görüşme tekliflerini kabul edip görüşüyorlarsa da durumun ne olduğunu anlar anlamaz gelip bizzat bana haber veriyorlar, “Bülent,  bu adamlarla konuştuk, ne menem kişiler olduklarını bilmiyorduk. Anlayınca hepsini uzaklaştırdık, bilgin de olsun” diyorlar.

Parayla, tehditle, lobiyle hiçbir şeyle Ankara’yı aşamadılar.

Bu vesileyle yabancıların kendi ülkelerinde dönen ahlaksızlıkları görmeyip, Türkiye’de rüşvetle iş yaptırılır iftira ve iddialarının da ne kadar boş olduğu ortaya çıkmış oluyor. Ankara’da parayla her iş olur diyen, özellikle yabancılara; “gidin bakalım şu uluslararası sigara şirketlerine sorun, yasaların çıkmaması, çıktığında uygulanmaması için ellerinden geleni yaptılar, dökülebilecek ne kadar para varsa döktüler, bir işe yaradı mı? Hayır yaramadı. Parayla, tehditle, lobiyle hiçbir şeyle Ankara’yı aşamadılar, Ankara rüşvet yeri olsaydı bu şirketlerin sonsuz parasal kaynakları işe yarardı” diyebiliriz. Kalkıp Ankara’nın, bürokrasinin, siyasetin sütten çıkma ak kaşık olduğunu iddia etmeyeceğim, ama sigaraya karşı verdiğim 20 yıllık mücadelemde bu şirketlerin paralarının işe yaramadığını da gördüğümü ülkem adına gururla söylemek isterim.

Özel olarak seçilmiş bir bayanı mücadeleme karşı kullanmaya çalıştılar.

İlginç bir olayı, ciddi yayın organı diye bildiğimiz Amerikan Wall Street Gazetesi’yle yaşadım. Bir temsilcisi, randevulu olarak Amerika’dan geldi. Tütün konusunda bir araştırma yapıyormuş. Uzak doğu kökenli, gayet hoş, genç, güzel bir hanımdı. Belli ki özellikle seçilmiş, muhatap olacağı kişileri giyimi, kuşamı, oturup, kalkmasıyla etkilesin diye.  Bu iş için para aldığını gösterir bir tavır içindeydi. Meclis’teki odamda benimle iki saate yakın mülakat yaptı, mücadelemi, yaptıklarımı, aldığım tehditleri vs anlattım. Çıkacak yazının Amerikan çıkarlarına karşı olacağı beklentisi içinde değildim. Kendi şirketlerini savunacaklardı ama hiç olmazsa belirli bir objektif analiz yapacaklarını sanıyordum. Bir ay sonra okuduğum yazıdan, ciddi geçinen Wall Street adlı gazetenin kendi çıkarları söz konusu olunca, ciddiyetle alakası olmadığını gördüm. Özel olarak seçilmiş bayanın, Türkiye ile ilgili yazısı tamamen Amerikan sigara şirketlerini öven ucuz bir yalakalıktan başka bir şey değildi.

Amerikan basınında da bazı kesimlerin, söz konusu para olduğunda meslek ahlakına aykırı bir davranış içine girebildiğini böylece görmüş oldum. Hiç kuşkusuz; gazeteci bayan için düzenlen gezi ve ziyaretler büyük bir çıkar karşılığında düzenlenmişti. Çünkü dünyanın dört bir tarafını dolaşıp yalnız benimle iki saat röportaj yapıp sonra Amerikan sigara şirketlerinin neredeyse melekler gibi davrandıklarını gösterircesine bir yazı yazmak başka türlü mümkün olamazdı.

Tütün devi ABD ile aranız nasıldı? Clinton’a sigara yasağı konusunda bir mektup yazmışsınız… Mektubun içeriğinden bahsedebilir misiniz? Geri dönüş ne yönde oldu?

Evime kadar gelen tehditler artık iyice kafamı bozmuştu diyebilirim. Çekindiğim bir şey yoktu. Tehdidi aldığım dönemlerde ‘’ecel gelmişse Cihâne, Asalası bahane’’ derdim. Ama insanın en kutsal yeri olan anasının ve kendisinin evine kadar uzanıp, ailesini taciz etmeye çalışanlara kendi dillerinde cevap vermek gerekiyordu. Oturdum, Amerikan Kongre Üyeleri için geçmişte hazırladığım mektubu genişletip Başkan Bill Clinton’a gönderdim;

“Sizler 1970’li yıllarda Amerikan gençlerinin Türkiye’de üretilen afyondan uyuşturucuya alıştığına inanarak Türkiye’nin afyon üretiminden vazgeçmesini istediniz. Türkiye üzerine bu konuda baskı yaptınız. Türkiye de, Amerika bizim dostumuz, müttefikimizin iddiası doğru olmasa bile, madem böyle bir şeye inanıyor buna bir çare bulalım dedi. O zaman kendi önceliğimizde olmamasına rağmen büyük bir yatırımla Afyon’da bir alkoloid fabrikası kurduk.

Şimdi de ben Türk gençliğini zehirlediğine inandığım Amerikan sigara şirketlerine karşı bir mücadele yürütüyorum ve bu şirketlerin baskısı altındayım.  Şirketleriniz Türk gençliği üzerine bir oyun oynuyor,

12 yaşında çocuklar sigaraya alışsın diye kampanyalar düzenleniyor, promosyonlar ve reklâmlar yapılıyor. Siz ABD şirketlerinin ‘’intellectual property rights ‘’ denilen fikri haklarının korunması için bizlerden yasalar çıkarmamızı, korsan ürünlere cezalar verilmesini istiyorsunuz. Üyesi olduğum Adalet Komisyonu’nda bunlar görüşülüyor, Büyükelçiniz bu yasaların çıkmasının şart olduğu hakkında beyanatlar veriyor. Peki, ABD şirketlerinin, hakları kadar yükümlülükleri yok mudur? Bulundukları ülkenin yasaları, tüketici hakları onlar için geçerli değil midir?   Siz ne kadar şirketleriniz için hak peşindeyseniz ben de şirket değil Milletim adına hak peşindeyim ve Amerika’nın Türk gençliğini zehirleyen bu politikalardan vazgeçip şirketlerine dur demelerini istiyorum!”

şeklinde yazıp Türkiye’de sigaraya yasak getiren bir kanun çıkarmak için uğraştığımdan dolayı da çok ciddi baskı altında olduğumdan söz ettim.

Mektubuma bir süre sonra sözlü cevap geldi. Ama ben önce bunun beklediğim cevap olduğunu anlamadım. Mektubu yazıp göndermemden bir ay kadar sonra ABD elçiliği beni arayarak; Bayan Hillary Clinton’un Türkiye’ye çok yakında ziyarete geleceğini ve beni de İstanbul’da Bayan Hillary Clinton’la yapılacak bir toplantıya çağırdıklarını belirtti. Ben de toplantıya daveti İstanbul Milletvekili ve Dışişleri Komisyonu Üyesi olmama bağladım.

Hillary Clinton’un beni ayrıca tebrik etmesi şaşırtıcıydı.

Toplantı bir tanışma şeklindeydi. Bayan Clinton’a takdim edilmek üzere veya onunla tanışmak için Türkiye’den 15-20 kişi seçilmişti. Bayan Clinton, herkesin elini teker teker sıktı, hatırını sordu. Bana geldiğinde de aynısını yapacağını zannederken, önümde durdu ve bana hiç beklemediğim bir şekilde;

“Eşim ve ben, sigaraya karşı verdiğiniz mücadelede size tam destek veriyoruz. Bu konuda en ufak endişeniz olmasın. Sıkıntılarınızı asgariye indirmek için her türlü talimatı verdik. Gönlünüz müsterih olsun” dedi. Çok şaşırmıştım, ama böylesine bir destek görmek hem gururumu okşadı hem de çok da hoşuma gitti. Sonradan öğrendim ki her ikisi de Başkanlık seçimlerinden önce ve Başkanlık dönemlerinde Amerikan sigara tekellerine karşı çok ciddi bir mücadele vermişler. Bayan Clinton’un benimle diğerlerine kıyasla daha uzun konuşmasını, içerde hiç basın mensubu olmamasına rağmen acar bir muhabir arkadaş duymuştu. Akşam aldığım telefonda; “Ne konuştunuz anlatabilir misiniz?’’ diyordu. Ben de sesime gizemli bir ton vermeye çalışarak; “Vallahi veremem, Başkan’dan Başkan’a özel bir mesaj var’’’ deyince iyice meraklandı ve;

“Hangi Başkan’a , kime?’’ diye heyecanlandı.

“Genel Başkanım Mesut Yılmaz ‘a tabii!” dedim.

“Lütfen, içeriği nedir?’’ talebini aldıktan sonra muhabir arkadaşı daha fazla üzmemek için;

“Sayın Clinton; söyleyin Mesut bey’e çok sigara içmesin,  diyor!!!!!!!”

Bayan Hillary’nin verdiği mesajdan sonra üzerimdeki baskı kalkmadı, iyice hafifledi. Bu olay,  bu tip şirketlerin hangi dilden anladığının da bir delilidir kuşkusuz.

Sigara yasağını elbette ki bir söylem bir kampanya ile duyuruyla başlattınız. “Elveda sigara, merhaba hayat” sloganıyla çıktığınız bu yolda ilk olarak bir uçak seferinde sigara yasağını başlattınız. Bu hususu biraz açabilir misiniz bizlere?

Kampanyanın nasıl uygulanacağını Bakanlıktaki uzman psikolog ve tıp doktoru arkadaşlarla tespit etmeye başladık. Psikolog arkadaşımızın yaptığı slogan çalışmasını değerlendirmeye aldık,  aralarından   “Elveda sigara merhaba hayat”ı seçtik.

Kampanya çok kısa bir sürede inanılmaz bir ilgi ve destek gördü. YÖK ile yapmış olduğumuz toplantıda, toplumdaki çok büyük bir beklentiye cevap vermiş olduğumuzu sonradan anladık.

Önceleri deve ve kovboy resimleri ile kirletilen yerlerde artık kampanyamızın sloganlarını görüyorduk.

Yüzlerce şirket kendiliğinde kampanyayı fiilen desteklerken, kendi bünyelerinde özel kampanyalar oluşturdular. Sümerbank Genel Müdürü, ters kalıpla içine kül ve sigara izmariti konamayacak, içi dolu kül tablaları yaptı, “Elveda Sigara, Merhaba Hayat” çıkartmaları her yerde görünmeye başladı. Önceleri deve ve kovboy resimleri ile kirletilen yerlerde artık kampanyamızın sloganlarını görüyorduk. İran’dan Kanada’ya kadar dünyanın dört bir tarafından mektuplar geldi. Sanatkârlar, Milletvekilleri, Akademisyenler, Silahlı Kuvvetler, Bürokratlar, Esnaf, Öğrenciler ve halkın çok büyük bir kesimi ile kampanya çığ gibi büyüdü. İstanbul Spor ve Sergi Sarayı’nda, o zamanki Şişli Belediye Başkanımız Mehmet Emin Sungur’un da katkısıyla çok büyük bir eğlence şöleninde rahmetli Barış Manço başta olmak üzere, birçok değerli sanatçımız büyük bir şenlikle kampanyayı doruk noktasına çıkardı.

Ekrem Pakdemirli ile THY’nin uçaklarına sigara yasağını getirdik. Bu dünyada ilk!

Bu coşkulu şölenin ardından kampanya daha sistematik bir yapıya dönüştü. Sigaranın tabii olarak içilmemesi gereken yerlerde, sigara içilmesini yasaklamaya başladık. Hem ülke çapında hem de dünya çapında çok ilgi çeken kararır, en önemli desteği, sağ olsun dönemin Ulaştırma Bakanı Ekrem Pakdemirli verdi. Ben kendisine THY dâhili hatlarda sigara içilmesinin yasaklanmasını teklif ettiğimde, hemen meseleye sahip çıktı. “Sen Sağlık Bakanı olarak resmen bir yazı yaz bende bunu hemen uygulamaya koyayım” dedi. Gerçekten yazıyı yazmamdan bir-iki gün sonra THY’nin uçaklarında sigara içilmesi yasaklandı. Kamuoyunda en büyük yankıyı bu olay oluşturdu. Bu yasak, kampanyanın artık tanıtım aşamasını geride bırakıp, ciddi bir şekilde kökleşeceğine dair en büyük delili oluşturuyordu.

Ekrem Pakdemirli, inandığını tavizsizce yapan ve gelen bütün tenkitlere rahatlıkla göğüs gerebilen nitelikte bir devlet adamıdır. Manisalıdır, inandığı yolda Ege’nin efesi gibi başını eğmeden, kimsenin de eğdiremeyeceği şekilde yürüyen bir kişidir. Nitekim bu yasak başladıktan sonra çeşitli çevrelerden yasağa tepkiler gelmeye başladı; “Efendim uçakta sigara içmek bir hakmış, uçaktan çok korkuyormuş. Sigara içemezse kendisini zapt edemezmiş, tehlikeli bir yolcu olurmuş!”

Yani son derece egoist,   bencil birkaç kişi, 100-150 yolcunun bulunduğu bir uçakta sigara içme zevki, sevgisi ya da tutkusu yüzünden geriye kalan bütün yolcuları dumana boğduklarını, onları zehirlediklerini görmek istemeyip, kendi yaptıkları yanlışı bir hak olarak ortaya çıkarmak istemişlerdi. Bazı köşe yazarları önceleri bu anlamsız şikâyetlere kanmış olsalar da kısa süre içerisinde gerçeği görüp sigaranın zararlarını halka anlatan yazılar yazarak destek verdiler kampanyaya. Hatta daha sonraları, sohbet esnasında, başta kampanya aleyhine tavır alan bir yazarımız ‘’bir anda sigara şirketlerinden sizin aleyhinize o kadar çok iddia gelmeye başlayınca şüphelendim, işin içine biraz girince kullanılmak istendiğimizi anladım’’  demişti.

Sigara kampanyasını ben başlattığım için uçaklardaki yasağı da benim başlattığımı düşündüler. Fakat bu yiğitçe karar, biraz önce belirttiğim gibi Ekrem Pakdemirli’ ye aitti. THY, bu konuda hiçbir taviz vermeden tutumunu devam ettirdi. Yıllar sonra da, Cem Kozlu’nun Yönetim Kurulu Başkanı olmasıyla yasak dış hatlarda da yayıldı.

Biz iç hatlarda bu yasağı başlattığımız sıralarda, hiçbir ülkenin iç hat uçuşlarında henüz sigara içme yasağı söz konusu değildi. Bizden sonra Fransa, daha sonra da Amerika iç hatlarda sigara içme yasağını uyguladılar. Böylesine hayati bir konuda Türkiye’nin dünyaya öncü olması da ciddi bir gurur kaynağıdır.

Son olarak ülkemizde sigara yasağında gelinen noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

Sigaraya karşı verilen mücadelede Sayın Başbakanımızın ortaya koyduğu irade ile gelinen nokta gerçekten çok önemlidir. Ancak su uyur düşman uyumaz misali, sigara üreticisi-ithalatçısı şirketler tütün alışkanlığını özellikle gençler nezdinde yaymak için akla hayale gelmez yollara başvurmaktadırlar. Bu yolları kapatmak ve özellikle genç nesillerimizi korumak için bazı esasların yasalaşmasına ihtiyaç vardır.

Yasanın sigara satışlarında her türlü özendirici uygulamayı kesinlikle yasaklamasına rağmen sigara üretim firmaları geleneksel politikalarıyla gençlerimizi sigara içmeye alıştırma politikalarını devam ettirmekte ve özellikle üniversiteye gençlerine el atmaktadırlar. Büyük bir gizlilikle yürüttükleri uygulamalarla her üniversitede özel ilişkiler sonucu ikna ettikleri gençlere gayri resmi biçimde özel araç tahsis edip, maaşa bağlayıp karşılığında bedava verdikleri sigaraları arkadaşlarına dağıtıp onları sigaraya alıştırmaları istenmektedir. Sigara şirketleri düzenledikleri sigara fabrika inceleme gezileri gibi bahanelerle gençlerimizi kurdukları tuzaklara düşürmektedirler. Üzücü olanı bu gezilerin staj – etüt ve benzeri aldatıcı eğitim isimleri altında düzenlenmesi ve kendi öğrencilerine karşı duyarsız üniversite yöneticilerinden izin alarak yapılan vicdansızlıklara meşru kılıflar bulmalarıdır.

Yasanın şimdiye kadar öngördüğü cezalar ferdi olmaktaydı.

Ancak anlaşılıyor ki işlenen suçlar ferdi olmaktan çıkıp Sigara Şirket Yöneticilerinin planlı programlı ve organize bicimde hazırlanıp uygulanan politikalar sonucu sanal ve sözde meşruluk oluşturularak işlenmektedir. Bu durumda yasaya örgütlü suç kavramını eklemek kaçınılmaz olmaktadır. Sigara şirket yönetici ve sahiplerine iyi anlatılması gereken sigara içme alışkanlığı aslında toplumdan tamamen kalkması gereken ve kalkacak iken daha belirli bir süre içinde mecburen sosyal nedenlerle kerhen izin verilen bir iktisadi etkinlik olduğudur. Geçmişte serbest olan, keyif verici ve bağlılık yaratan esrar-kokain-eroin yasaklanmış ve bunların üretimi, dağıtım ve satışı yasa dışı ilan edilmiş ise sigara ve diğer tütün ürünleri de gelecekte ayni akıbete uğrayacaklardır.

Şu anda genel ev işletmeciliğine sosyal nedenlerle nasıl kerhen izin verilmiş olunup, esas hedefin uzun vadede kadınlarımızı bu insanlık dışı durumdan kurtarmaksa sigara üretim ve satışı içinde hedefin aynı olması gerektiğini sigara şirketlerin in iyice anlaması gerekir. Bu hedefin nihai noktası sigaranın üretilip satılmadığı ve içilmediği bir toplumdur. Finlandiya gibi bazı ülkeler bu aşamayı şimdiden başlatmışlardır.

Sigara üretip satmak bir hak değildir; belirli bir vade sonunda bitmesi gereken bir iştir.

Tütünden mamul her türlü ürün imal veya ithal eden şirketler ile bu ürünlerin dağıtımını, ülke veya bölge çapında yapan şirketlerin muhasebe kayıtları;  dolaylı/dolaysız/gizli/açık, bu ürünlerin kullanılmasını özendirici/teşvik edici, çalışma/pazarlama yapılıp yapılmadığının tespiti amacıyla, TAPK ve Maliye Bakanlığı tarafından yılda en az bir defa denetlenmelidir.
Şüphe veya ciddi şikâyetler vukuunda her an denetim yapılabilmelidir.

  • Denetimler suresince şirket yetkilileri, denetim çalışmaları için gerekli her türlü kolaylığı gösterip ve talep edilen her türlü kayıt ve belgeyi vermekle yükümlü olmalıdır.Denetim esnasında yasalara aykırı başka durumlar tespit edilirse, denetim elemanları bu tespitlerini anında yetkililere bildirmek zorunda olduklarını bilmelidirler
  • Böylece bu denetimler sayesinde Sigara şirketlerinin gizlice reklam, özendirme, sigara içmeye teşvik için para harcayıp harcamadıkları belli olur. Bu sonuçlara göre de cezalar kesilir.
  • Aynı denetim, Sigara imal ve ithal eden şirketlere; Halkla İlişkiler, Pazarlama, Sosyal İlişkiler vs. adlar adı altında hizmet veren şahıs ve şirketler için de yapılmalıdır.
  • Para cezası, Sigara imal ve ithal eden şirketlerin denetimi esnasında tespit edilen usulsüz harcama miktarının on katı olarak TAPDK’in ödeme tebligatını takip eden yedi gün içinde ödenmelidir.
  • Yasal itirazın ödemeyi durdurmayacağı, ancak mahkeme kararı şirket lehine çıktığı takdirde cezanın iade edilebileceği belirtilmelidir.
  • Halkla İlişkiler, Pazarlama, Sosyal İlişkiler vs. adlar altında hizmet veren şirketlere ise suça alet olma ötesinde, bir tetikçi katil gibi, suç sayılan bir işi meslek edindikleri için aynı cezalara muhatap olmalıdırlar.

Suçun tekrarı halinde ceza her seferinde iki katı olarak tahsil edilmelidir. Üçüncü tekrarlama da Şirketlerin Yönetim Kurulu Başkan ve Üyeleri ile CEO, Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcıları hakkında iki yıla kadar hapis cezası ve şirkete kesilen para cezası kadar müeyyide uygulanması için ilgili savcılıkça soruşturma açılmasıdır.

Gerekçe:
Mevcut yasa sigara ve benzeri ürünlerin tüketimini teşvik ve özendirmeyi tamamen yasaklıyorlarsa da,

1- Sigara şirketleri, özellikle gençlere yönelik şenlik ve şölenlerde, evlerde, kulüplerde yapılan toplantı ve partilerde, sigara kullanımını teşvik edici pazarlama taktikleri uygulamaktadırlar.

2- En tehlikeli ve vicdansız uygulama ise şirket ziyaretleri gerekçesiyle üniversite öğrencileri arasından tespit edilen sigara içen öğrenciler şirket ve fabrikalara davet edilmekte, böylece kurulan ilişki sayesinde öğrencinin kullanımına ücretsiz araç ve istediği miktarda sigara tahsis edilerek öğrenciden çevresinde sigara kullanma alışkanlığı yaratması istenmektedir.
Yukarda belirtilen etkinliklerde bu gençler maşa olarak kullanılmaktadır.

3- Hemen hemen her üniversitede düzenlenen şenlik, konser ve benzer etkinliklerin finansmanına destek verilerek bu etkinliklerde sigara kullanımı yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.

Sigara imal ve ithal eden şirketler, cezai müeyyidelerle karşı karşıya kalmamak için bu uygulamaları direk yapmayıp bu hizmetlere aracılık eden Halkla İlişkiler, Pazarlama vs. şirketleri kullanmaktadırlar.

4- Sigara imal ve ithal eden şirketler, TBMM’nin, Halkımızın sağlığı ve gençliğimizin kötü alışkanlıklar edinmemesi için yasayla getirdiği kısıtlamalarının ana düşüncesini ve özünü anlamamak, bu kısıtlamalara uymayı ahlaki ve vicdani bir sorumluluk olarak görmek ve kabul etmeye kesinlikle yanaşmayıp tam tersine sürekli olarak yasaları aşmayı ve TBMM iradesini yok sayma yönünde çalışmaktadır.

Söz konusu yasal yaklaşım sigara imal, ithal eden ve dağıtan şirketlere bu konularda bilinçlendirmeyi amaçlamaktadır.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Mart 2013 sayısında yer almıştır. 

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *