Burak Arslan… Ekranların sevilen genç oyuncularından. Londra’da Oscar’lı hocalardan oyunculuk eğitimi alıyor. Kendini her alanda geliştirmeye özen gösteriyor. Boş kalmayı sevmiyor. Spor ise hayatının bir parçası. Biz de genç oyuncumuzla oyunculuk hayatını ve sosyal faaliyetlerini konuştuk.

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Koray Işık

Saint Michel Fransız Lisesi’ne gitmen aslında hayatına yön vermede önemli bir etken. Neden Fransız lisesi?

Kendi kültürümüzün yanında bir kültür öğrenmeyi çok isti- yordum. Açıkçası okullarımızın eğitiminin biraz eksik olduğuna inanıyorum. Araştırmayı, yeni yerler keşfetmeyi, öğrenmeyi seviyorum. Bu da beni Fransız lisesinde okumaya yöneltti. Oyunculuk eğitimimi de Londra Müzik ve Drama Sanatları Akademisi’nde (LAMDA) alıyorum.

Türkiye’yi neden tercih etmedin?

Burada okumayı çok isterdim, ama kamera önü oyunculuğuyla ilgili bir bölüm yok ülkemizde. Konservatuarlarımız var, ama genelde tiyatro eğitimleri veriyor. Kamera önü biraz teknik bir şey. Ben televizyon-sinema oyunculuğu yapı- yorum. Hiçbir zaman tiyatro yapmayı istemedim. Orası çok başka bir alan. Ben tiyatro yapayım, sinema – dizi oyunculuğu yapayım, biraz müzisyenlik yapayım, biraz da ressamlık, mo- dellik… Bu bana göre sanatçılık değildir. Sevdiğin, âşık olduğun alan üzerinde uzmanlaşacaksın, onu yapacaksın.

Ailen bu konuda seni destekliyor mu?

Maddi olarak bir destekleri yok, fakat manevi olarak arkamdalar. Babam Erzurumlu, annem Erzincanlı. Kamera önü oyunculuğunun magazinlerde görülen hali iç açıcı olmadığı için haliyle istemiyorlardı ilk başlarda. Bizde oyunculuk denince akla hep alkol, kötü hayat vb. geliyor çünkü. Ben fut- bolu bırakıp oyunculuğa başladım. Ailem futbol delisi olduğundan biraz da bu nedenle zıt düştük ilk başlarda. Şu an yeni yeni alışıyorlar.

“HALUK BİLGİNER VE İLKER KALELİ’DEN SONRA SEÇİLMİŞ ÜÇÜNCÜ KİŞİYİM”

Bir yandan okuyup bir yandan da maddi olarak kendine ye- terli olman çok değerli, önemli bir şey…

Bu okula bugüne kadar Türkiye’den Haluk Bilginer ve İlker Kaleli seçilmiş. Seçilen üçüncü Türk de benim. Bu gurur duyduğum bir şey. Oyunculuk ile kazandığımı yine bu alanda kendimi geliştirmeye yatırıyorum. Okulun ücreti bir İngiliz’in aynı okula ödediğinden 2 kat daha fazla. Yalnız kalıyoruz, devletimizin de bu konuda henüz bir desteği yok ama bu iş biraz da yalnız mücadele etmeyi gerektiren bir iş. Her şeyin bir bedeli var sonuçta.

Kısa süreli projelerle adım attın, sonrasında uzun sürelileri geldi. Seni en son Kırgın Çiçekler’den biliyoruz. Dizide toplum faydasına dokunan bir iş de yaptınız. Biraz da dizi vesi- lesiyle gençlere yönelik tavsiyelerin neler?

Biz diziye başladığımızda yetimhanelere yapılan yardımlar azdı. Diziye başladıktan sonra bu yardımlar 4-5 katına çıktı. Bunu bizzat yetimhanelerden setimize ziyarete gelen kızlardan duyuyorduk. Tabii farklı bakış açısıyla bakanlar, eleştirenler de oldu. Ama nihayetinde yardıma vesile olduk. Böylesi önemli projelerde yer almayı seviyorum. Bu anlamda Yeşilay ve çalışma alanlarının da her zaman destekçisiyim. Çünkü beni zararlı alışkanlıklardan uzak tutan sanat ve sosyal faaliyetlerim.

“SİGARA YA DA ALKOL KULLANIRSAM HAYATIMA İHANET EDERİM”

Genç bir oyuncusun. Aslında bağımlılık kapısı da açık her an. Sosyal faaliyetlerinin bağımlılıklardan koruduğunun önemini nasıl fark ettin?

Sosyal çevresi ve sosyal etkinliği az olan insanların bir şeylere bağımlı olma oranı daha yüksek. Bu yapılan araştırmalar, de- neylerle de sabit. Ben bağımlılığın tamamen beyinde olduğuna, bağımlılıktan uzak durmanın da sporla, müzikle, sanatla, arkadaş çevresiyle ilgili bir yanı olduğuna inanıyorum. Elimden geldiği kadar sosyal kalmaya çalışıyorum. Spor yapıyorum. Dört tane enstrüman çalıyorum. Elimden geldiğince dil öğrenmeye çalışıyorum. 23 yaşındayım; sigara, alkol veya madde kullanmıyorum. Bunu da sporla ve müzikle uğraşmama ve çevreme borçluyum. Çünkü çevremi, ben zaten kendim seçiyorum. Her- kes çevresini biraz kendi oluşturur, arkadaşlarını kendi seçer. Bu maddeleri kullanırsam kendi hayatıma ihanet etmiş olacağım.

Aktif bir spor hayatın da var. Diyorsun ki bir sigara bile kullan- sam bu benim tüm spor hayatımı etkileyecek…

Evet. Ben bunlara ihtiyaç duymadım ki hiçbir zaman. Hayatı- mın her zaman bir yerinde doluydum. Kendini seven insanların bir şeye bağımlı olacağını zannetmiyorum. Ama biz kendisini sevmeyen insanların kalkıp doğayı sevmesini, bizi sevmesini, ailesini sevmesini bekleyemeyiz. Kendini sevmeyen, kendini zehirleyen, kendini düşünmeyen insanlardan bunu beklemek bence bizim bencilliğimiz. Çünkü ben naçizane kendimle barışığım, kendimi seviyorum, yaşamayı seviyorum, eğlenmeyi seviyorum. Bunu kendimi zehirleyerek gece kulüplerinde, bilmem nelerle yapmıyorum. Benim keyif aldığım şey; öğrenmek, öğrenmek, öğrenmek. Bu sporda da böyle, müzikte de böyle, sanatta da böyle.

“SPOR YAPMAK HAYATIN BİR PARÇASI OLMALI”

Yaşıtların spor yapma konusunda üşengeç mi? Yoksa fitness salonları cezbedici mi?

Üşengeçlikten ziyade spor kültürümüz yok. Biz genelde yaza bir ay kala spor salonlarına gider, ağır kilolarımızı vermeye çalışırız. Yurtdışında, genel olarak Avrupa’da bu biraz farklı. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren mutlaka bir spor branşına yönlendirilir. Bir de bizde mesela spor denilince akla futbol geliyor. Orada ise ho- keyi var, beysbolu var, tenisi var. Yani insanlar sporla doğup sporla büyüyor. Spor hayatın bir parçası. Ben bir hafta spor yapmayınca kendimi kötü hissediyorum. Çünkü çocukluğumdan itibaren bir spor hayatım var. Bu artık yemek yemek, uyumak gibi hayatımın bir parçası. İşimi de güzel etkiliyor.

Gençler vücut geliştirmeye de çok meraklı. Bunun için besin takviyesi ya da ilaç kullanıyorlar. Sen nasıl bakıyorsun bunlara?

Besin takviyesine kötü bakmıyorum aslında. Besin takviyesi bir ilaç değil. Bizim günlük yediğimiz yemeklerden aldığımız belli kaloriler var ve vücudumuz bunun üzerine çıkamıyor kapasite olarak. Ben mesela 49 kiloydum başladığımda ve ne kadar yersem yiyeyim kilo alamıyordum. Çünkü metabolizmanın belli bir hızı var, midenin belli bir sindirme kapasitesi var, bunları da tamamlayamı- yordum. Besin takviyesi de buna yardımcı oluyor. Besin takviyesi tek başına hiçbir işe yaramaz. Yemeğini düzenli yemediğin, sporunu düzenli yapmadığın sürece besin takviyesi de alsan bir şey olmaz. İlaçlar çok ayrı. İlaçlar belli süre sonra aynı uyuşturucu gibi bağımlılığa dönüşüyor. İlaç ve besin takviyesini ayırmak gereki- yor. Ama tabii her şeyin fazlası zararlıdır.

Ergenliğe yeni adım atmış ya da atlatmış gençler vücutlarını şekillendirmeyi, kas yapmayı çok isterler. Bunu nasıl yapmak gerekir peki?

“Vücut yapmak”, inşaat yapmak gibidir. Vücudunu belli bir yere getirmek için kaçak kat yapmaya çalışırsan ya da kumdan inşa etmeye çalışırsan batar. Ama temelini sağlam yaparsan hiçbir şey olmaz. Ben 8 yaşından beri yaptığımı söylüyorum. Besin takviyesini daha yeni, 2 senedir kullanıyorum. Vücutta bunun bir alt- yapısını hazırlamak lazım. Bu konuda da bilinç önce geliyor.

Bir gününü bize anlatır mısın?

Dokuz gibi uyanıyorum. Kahvaltımı yaptıktan sonra spora gi- diyorum. Spor yaptıktan sonra planda genellikle iş görüşme- leri, toplantılar, buluşmalar oluyor, bunları gerçekleştiriyorum. Akşam tekrar spora gidiyorum. Akşamları stretching (germe egzersizi) yapıyorum. Onun haricinde yüzmeyi seviyorum. Eve geldiğimde mutlaka 1-2 saat müzik çalıyorum. Vizyona girmiş filmleri takip etmeye özen gösteriyorum. Bunlar genellikle yabancı filmler oluyor. Çünkü yabancı filmlerde bir özgün- lük ve profesyonellik var. Türkiye’de de her ne kadar profesyonel olsun olmasın; filmlerde bir ısmarlama görünüyor ya da esinlenme. Türk izleyicisi en çok hangi konuları tercih ediyorsa, neyi izlemek istiyorsa ona göre film yapılıyor Türkiye’de. Mesela biz bilim kurgu, aksiyon filmlerini yapamıyoruz. Yapsak bile çok yapay kalıyor. Umarım bu durum aşılır.

“AL PACINO’DAN DERS ALIYORUM”

Oyunculuk deyince sosyal medya da kaçınılmaz oluyor. Aran nasıl peki?

Sosyal medyada hayranlarımız çok. Aslında ne yapıyorsak onlara rol model oluyoruz. Bu yüzden sosyal medya paylaşımlarımı bilinçli yapmaya özen gösteriyorum. Instagram’ı aktif kullanıyorum. Sosyal medyada da eğer gücünüz var ise insanlık vazifenizi orada da uygun bir şekilde yerine getireceksiniz. Örneğin bir kişi benim spor hayatımdan etkilenip spora başlayacaksa ne mutlu bana! 23 yaşında biri olarak hayallerimi gerçekleştirdim diyebilirim bu zaman kadar. Sıfırdan değil eksiden başladım… Oscar’ı almak gibi bir hayalim var. Okulumdaki hocalar da Oscarlı hocalar. Al Pacino da bizim derslerimize giriyor. Hocalarım böyle insanlar olduğu için benim de hayallerim yüksek. Gerçekleştirebilir miyim bilmiyorum, ama elimden geleni yapacağım.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Ekim 2016 sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *