Bir müzik, bir sesleniş, bir haykırış, bir sorumluluk. Hip hop müziğinin bir kültürü olan Rap’in Türkiye’de en önemli ismi Ceza… Zorluğun üstesinden gelen ve başarıya koşan bir hayatı, doluluğu ve mütevazılığıyla her yaştan deli gibi dinleyenin olduğu, kendisi kadar takipçilerine de önemli misyonlar yükleyen Ceza ile hayatını konuştuk.

Röportaj: Sümeyya Olcay, Fotoğraf: Semih Akbay

Öncelikle nasıl bir çocukluk geçirdin? Bu dönemlerde nasıl bir aile ve çevren vardı?

Üsküdar’ın orta halli bir mahallesinde memur çocuğu olarak dünyaya geldim. Renkli bir çocukluğumuz vardı. Babam ve ailem müzik dinlemeyi severlerdi. Babamın müziğe alışkanlığı da müzik sevgisinden geliyor ve bana da kesinlikle ondan geçti diyebilirim. Birçok konuda beni aydınlatacak bilgilere sahip bir ailem vardı. Arkadaş çevremde de müzik, felsefe ve benzeri konularda birçok şey paylaşabiliyorduk. Benim doğduğum yer çok multikültürel bir ortamdı. Çok farklı dinlerden, etnik kökenlerden, azınlıklardan komşularımız vardı. O nedenle Üsküdar’da dünyayı çok ufak yaşta çok renkli bir şekilde görme fırsatım oldu. Şimdi çocukluk dönemini tabii ki özlüyoruz, birçok şey çok fazla var ama birçok da artık yok. O yüzden hem yeninin avantajları hem de eskinin özlemi devam ediyor.

Bestelerinde en çok vurguladığın şey nedir? Rap’in toplumsal bir meselenin sesi olduğunu düşünüyor musun?

Benim genellikle vurguladığım şeyler; dünya genelindeki savaşlar, açlık ve çocukların zulüm altında yaşamalarıdır. Elimden geldiği kadar bunlara karşı olan sözler yazmaya çalışıyorum. Zaten hayat felsefem de budur. Her ne kadar agresif bir insan olsam da insanların toplumsal, kitlesel bir şekilde çatışmamaları gerektiğini savunuyorum. Onun haricinde işe yarayan şeyler üretip yapmalı insanlar, gençler ve özellikle benim takipçilerim özellikle. Bir zorluk karşısında yıkılmamaları gerektiğini ve hep güçlü olmak gerektiğini anlatmaya çalışıyorum. Elimden geldiği kadar toplumsal, siyasi konulara da değiniyorum bir vatandaş olarak. Tabii ki bir partizan, bir partinin düşmanı ya da çok büyük taraftarı değilim, ama doğru olanın arkasındayım ve bunu söylüyorum bir ölçüde. Çünkü halkın ve etrafımda bana yakın olan insanların düşüncelerini duyurmak gerekiyor. Onları en iyi yapan insanlar sanatçılar olduğu ve bazı şeyleri dile getirmek gerektiği için bunlara elimden geldiği kadar değiniyorum.

Ülkemizde rap müzik nasıl bir konumda? Yoksa pop/üler müziğin arasında sayılıyor ya da kayboluyor mu?

Dönem dönem yükselişleri oluyor tabii ki. Rap müzik yapan, bu müzikle uğraşan başarılı arkadaşlarım da var. Mesela Türkiye’ye MTV Müzik Ödülü ilk kez rap müzik sayesinde 2007’de benim albümüm ve yaptığım video kliple gelmişti. Bu Türkiye’deki pop müziğin arasında kesinlikle çok büyük bir kılıç gibi dimdik durdu. Onun haricinde dünya çapında birçok ülkede ve birçok festivalde ilk olarak yer almam da büyük ve önemli bir şey. Birçok listede de yer aldım. Mesela Amerika’nın en büyük MPR devlet radyosuna ilk giren, tek giren Türkçe müzik, 2015 yılında yaptığım Sus Pus albümü oldu. Yer almak, bence sadece insanların magazinde çok görünür olması da değil. Gerçek başarılar elde eden insanlar var. Pek çok sanatçı arkadaşımız pop müzik kadar göz önünde görünmedikleri için yok zannediliyorlar. Ama rap müzik ve alternatif bütün kültürler için gerçek başarılar her zaman arka tarafta devam ediyor

Rap müziğin çok güzel bir felsefesi var. Peki, senin için nedir? Haykırış, ses, eleştiri, politik, sorumluluk ya da sadece müzik mi?

Müzik benim için çocukluğumdan beri üretmek ve dinlemekti. Müzik hayatımın çok önemli bir parçası oldu. Açıkçası müzik çok önemli bir unsur yaşantımda. Müziğin duyguların sesli hali olmasıyla birçok şeyi paylaşabiliyorum. Bazen duygularımı ifade edebilmek, bazen de stres atabilmek için oluyor bu. Dinlerken de, üretirken de aynı şekilde. Dediğiniz gibi başkaldırı da olabiliyor, eğlence de olabiliyor müzik. Bazen sosyal sorumluluk projelerine destek amaçlı müzik yaptığımız da oluyor. Şu anda Yeşilay için bir şarkı yaptık. Kısacası müziğin amacı kesinlikle insanlara bir şeyler anlatabilmek, bir şeyler duyurabilmek, sanatçının enerjisini ve sanatını dışa vurabilmesi demek. O yüzden benim için gerçekten çok önemli.

GÜNLÜĞÜM: KONSER VE HAZIRLIKLARI, MÜZİK, SÖZ YAZMA, SPOR VE AİLEMLE VAKİT GEÇİRME”

Ceza bir gününü nasıl geçirir? En keyif alarak yaptığı şey nedir?

İşlerimle meşgul olduğum günler genelde en hareketli ve en iyi geçen günler. Stüdyo çalışmalarımız, konser provaları, konserler ya da konser seyahatleri günlük hayatımızın en çok zamanını alan anlar. Bir de söz yazmak tabii ki. Bunların haricinde müzik dinlemeyi çok seviyorum. Müzik araştırmayı, etnik şeylere bakmayı oldukça seviyorum. Sporla ilgileniyorum, spor yapıyorum. Elimden geldiği kadar arkadaşlarımla ve ailemle vakit geçirmeye çalışıyorum.

Sosyal medyayla aran nasıl? Çok fazla zaman geçiriyor musun hesaplarında? Bu konudaki doğruların neler?

Sosyal medya bir ihtiyaç oldu. Televizyonda çok fazla yer almamaya çalışıyorum, Türkiye’de özellikle. Çünkü yer alabileceğim programlar ve kendimi ifade edebileceğim yerler oldukça sınırlı. Ama sosyal medya bu konuda biraz daha güçlü bizim için. Tabii ki biraz fazla zaman alıyor diyebilirim çünkü çok ilgilenmeniz gerekiyor, boş bırakmamanız gerekiyor bir şekilde. Kendi çevremden de insanların artık sosyal medyada çok fazla zaman geçirdiğini de görüyorum. Kendim de aynı şekilde. Sosyal medyayı işlerinizle ilgili ya da hayatınızla ilgili önemli şeyleri paylaşmak amaçlı kullanabilirsiniz ama sadece oraya bağımlı olarak yaşamak kesinlikle doğru değil. Hayat sosyal medyadan ibaret değil. Gerçek yaşama dönmek gerekiyor.

Ülkemiz için çok değerli bir hazineye, yoğun bir genç nüfusa sahibiz. Herkesin nasıl bir gençlik sorusuna verdiği bir cevap vardır. Biz şöyle soruyoruz; nasıl bir gençlik için mücadele edersin/ediyorsun?

Birbirine saygı gösteren, birbirlerinin inanışlarına, düşüncelerine, savundukları şeye saygı gösteren, şiddetten önce sağduyu ve konuşmayla bir şeyleri çözmeye çalışan genç bir nesil olması gerektiğini savunuyorum her zaman. Neye inandığı, hangi etnik kökenden olduğu ya da neyi savunduğu önemli değil. Çatışmalar, savaşlar, katliamlar hiçbir zaman bir çözüm değil. Açıkçası her zaman konuşabilen, düşüncelerini paylaşabilen, birbirlerinin yaptığı şeylere saygı gösterebilen bir gençlik hayal ediyorum. Daha sonrası, gerisi gelir. Çünkü bundan önce hep yanlış devam ettiği için yanlış devam ediyor, ama böyle gidecek diye de bir şey yok.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Kasım 2017 sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *