Karşınızda ezber bozan, sinemanın en derin yaralarını da, çözümünü de, ne süreçte olduğunu da çok iyi bilen, hayatı olduğu gibi beyaz perdeye aktarmaya gayret gösteren ünlü bir yapımcı/ yönetmenimiz var; Derviş Zaim. Bence kendisi iyi filmleri yapmanın yanında, genç sinemacıların da rol aldığı ve yanlarında görünce heyecan duyduğu bir isim. Boğaziçi Film Festivali etkinliğinin yapıldığı Beyoğlu’nda sorularımızı yönelttik kendisine…

Röportaj: Sümeyya Olcay, Fotoğraflar: Şeref Yılmaz

Sizin dünyanızda film nedir? Neyi temsil eder?

Yapabildiğim en iyi işlerden bir tanesi. Daha iyi bir şey yapacak olsaydım onu yapardım. Bunun yanında şunu söyleyebilirim; bir süre sonra alışkanlığınız, diliniz haline geliyor film. Sizi bütünleyen bir şey haline geliyor. Onunla birlikte tanıyor, görüyor, duyuyor ve hissetmeye başlıyorsunuz. Filmin böyle bir bütünleyici, sevk edici, gösterici, yumuşatıcı bir tarafı oluyor benim için.

Toplumsal bir mesaj taşımalı mı film? Filmlerinizi bu noktada nasıl görüyorsunuz?

Mesaj verme kaygısına indirgemek istemem sinema filmini. Bu tartışmaları aşmıştır sinema sanatı. Ama elbette insanlarla bir konuşabilme ihtimalinden bahsetmek mümkündür denebilir.

İnsanları bilgilendirmek değil de bir sanatı sadece ortaya koymak/ izlettirmek mi oluyor bu anlamda?

Filmlerin çoklu boyutları var. Eğlendirmek bir tanesidir. Bilgilendirmek belki bir tanesi olabilir. Haber vermek bir tanesi olabilir. Ruh eğitimi olabilir. Bütün bunların birbirinden ayrılamadığı gestalttan bahsedilebilir sinema sanatı söz konusu olduğunda. Dolayısıyla bunları eti kemikten ayırır gibi ayıramazsınız. Bunlar bir bütündür ve hepsi bir bütünün içinde yer alırlar. Az önce dediğim gibi getalttır bunlar. Örneğin beton bir gestalttır. Onu çimento ve su oluşturur. Ama beton çimento ve suya ayrılamaz. O başka bir şey olmuştur. Sinema sanatının işlevleri dediğimizde de onları bir gestalt olarak görmek lazım.

FARKLI KAYNAKLARIN OLMASI FİLM İÇİN AVANTAJ

Peki, sizde nasıl başlıyor film süreci?

Bir filmin başlangıcının, kaynağının her seferinde aynı şekilde oluştuğunu söyleyemem. Bazen bir karakter, bazen bir olay sizi etkiler. Bazen de bir durumdan hareket edersiniz. Bazen bilgi verme süreci veya talebi sizi bir filmi yazmaya doğru yavaş yavaş iter. Ya da bütün bunların bir kaçının karmaşası, karışımı da olabilir. Karakterden hareket ederek yaptığım filmler de oldu, olaydan hareketle yaptığım filmler de oldu. Bir durumu büyüterek kaleme aldığım filmler de oldu. İyi ki çoğul bir hareket noktası var. Hareket noktalarının çoğul olması da sağlık göstergesidir. Çünkü sadece bir tek kaynaktan hareket etmek beni düşündürmeye başlatabilir. Farklı kaynakların olması iyi bir şeydir.

Yapım sürecinde zorlandığınız noktalar var mıdır?
Tamamen para(gülüyor).

Edebiyat sanatıyla da ilgileniyorsunuz. Film ile romanlarınız birbirlerini besliyor mu?

Romanla ilgilenen birinin senaryo yazması, film yapmaya çalışırken bir omurga inşa etmeye çalışması, bir örüntü inşa etmeye çalışması biraz daha kolaylaşabilir. Çünkü romancı geçmişi olan bir insan karakter geliştirmeyle, hikâye çizgisiyle, alt metinlerle, bunların yapısal olarak birbirlerine nasıl eklemlenebileceği üzerine şu ya da bu şekilde düşünmüş oluyor. Dolayısıyla film yapmaya çalışırken o filmin omurgasının nasıl olabileceğine dair benzer süreçlerden şu ya da bu şekilde geçersiniz. Farklı bağlamlarda benzer süreçlerden geçersiniz. Romancı ya da hikâyeci bir geçmişse sahip bir insanın da böyle bir şansı olabilir. Sinema dili yerine sözel bir dilin daha baskın, daha ağırlıklı olmaya meyletmesi örneğinde olduğu gibi romancılığın sinema üzerinde olumsuz etkileri de olabilir. Onun da farkında olmak gerekir.

SİNEMA EĞİTİMİNDE MAKRO PERSPEKTİFİMİZ YOK

Sinema ve televizyonun akademik alanında nasılız? Başarılı filmler üreten öğrencileri eğitiyoruz gibi bir idealimiz veya iddiamız var mı?

Bu konuyu butik olarak konuşmak gerekiyor. Bir üniversitede bu daha iyi olabiliyorsa ve diğer bir üniversitede daha kötü olabiliyorsa buna bakmak zorundayız. Ya da bir zamanlar bir üniversitede iyiyken niçin şu anda kötüye gidiyor, teke tek üniversiteler bazında ele alıp öyle konuşmak lazım. Ben makro bir perspektifimiz olduğundan çok emin değilim. Belki bu da iyi bir şeydir.

Şehirlerin film festivalleri var. Bunları nasıl görüyorsunuz? Başarılı mıdır? Gençleri bir yerlere yönlendirecek alt yapıya sahip mi festivaller?

Türk sinemasının şu an faal olan birçok ismi İstanbul Film Festivali’nde 80’lerde 90’larda gördükleri örnekler üzerinden kendilerini daha da geliştirme imkânına sahip oldular. Dolayısıyla festival fonksiyonsuzdur demek haksızlık olur. Festival her şey değildir ama önemli katkılarda bulunabilir. Çünkü festivaller ve çok özel tematik televizyon kanalları şu anda sinemanın soluk alabileceği yerler. Bunun dışında soluk alıp verebilecekleri yer yok. Festivallerin üretime, gösterime böyle katkıları olabilir. Daha da önemlisi seyirciye sinema kültürünün geliştirilmesi konusunda katkıları olabilir ki, bunu önemsiyorum. Şu anda Türk sinemasının en büyük sorunlarından bir tanesi yetişmiş seyircidir. Sinema seyircisini yetiştirebilmek için onu terbiye etmek için festivaller hiç de fena yerler değildir.

Beyaz perdede ve TV kanallarında daha çok popüler filmler yer buluyor, tutuyor diyebilir miyiz?

Yanlış bir şey olur. Böyle olmaması gerekir. En ideali, bir filmin hem seyirciye, sokağa hitap edebilmesi, seyirci toplayabilmesi aynı zamanda da bir derinliğe sahip olabilmesidir. Gerçi bunu yapabilmek çok zordur. Çok ender zamanlarda ve durumlarda bu gerçekleşebilir. Keşke böyle olsa. Sanat filmi şöyledir, sanat filmi böyledir gibi ayrımları aşan filmler çıkmıştır, çıkmaya da devam edecektir. Belki de en ideal nokta bu tür filmlerin artması, çoğalmasıdır, varlıklarını sürdürmesidir.

İletişim araçların dijitalleşmesinin sinema üzerinde olumsuz bir etkisi olur mu? Sinemada da dijitalleşme kaçınılmaz mıdır? Sinema bundan kaygılanmalı mıdır?

İnsanların toplu halde bir şeyler izleme isteği ve talebi insanlık var oldukça devam edecek. Dolayısıyla bilet alıp hiç tanımadığı insanlarla, karanlık bir ortamda, büyük bir ekranda film izleme talebi hep olacak. Bu ait tarafı olan bir şeydir. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin bu form devam edecek.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Aralık 2017 sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *