Dolu dolu ve bir o kadar da keyifli bir isim Doğukan Manço… Türkiye’nin en önemli sanatçılarından Barış Manço’nun oğlu olması da müzik dünyasında “Barış Manço’nun izinden giden var evet!” dedirtiyor biz dinleyicilere… Bu büyük mutluluk bizler için… Baba yadigârı bayrağı taşıyan, sadece müzikle sınırlı kalmayıp sporla da yakından ilgilenen ve toplumsal sorunlara asla duyarsız kalmayan Doğukan Manço’yla keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Röportaj: Sümeyya Olcay

Barış Manço’nun insanlığa fayda sağlayan katkıları, mirası tartışılmaz… Sizin için de bu miraslardan en güzeli de diyebiliriz… Müziğe başlamanızda da ailenizin etkisi oldu muhakkak? Bahsedebilir misiniz?

Henüz 2-3 yaşlarındayken stüdyo kayıt cihazlarıyla oynamaya başladığım fotoğraflarım bile var. Çocukluğumdan beri babamın kayıt stüdyolarına girmiş, onun stüdyo aletlerini kurcalamış, plakları çizerek büyümüş bir çocuğum. Dolayısıyla müzik bizim hayatımızın her döneminde oldu. Ama babamız gibi bir örnek olduğu için, bu işin ustası olduğu için, rekabet içinde ilerleyeceğimiz bir hissiyatımız olmadı. Galatasaray Lisesi’nde okuyordum, babamla birlikte yol kat etmek için Radyo Televizyon Gazetecilik Anadolu Teknik Lisesi’nde okudum ve radyoculuğa başladım. Babam da beni özellikle onunla çalışmak üzere oraya aktarmıştı. Babam, birlikte ortak çalışmalar yapacağımızı hissettirdiği için müziğe karşı ilgi duymaya başladım. Babam yanımızdan ayrıldıktan sonra bu ilgimi kaybettim. Tabi bu benim yaşadığım sıkıntılı dönemlerden kaynaklanıyordu. Yaklaşık 8-9 sene sonra kendimi yeniden müzik içerisinde buldum.

“BABAMIN DÖŞEDİĞİ YOLDA SAĞLAM ADIMLARLA İLERLİYORUM”

Belçika’da dünyada geldiniz. Sevgili Barış Manço’nun da yurtdışında çok başarılı bir müzik hayatı oldu. Siz çalışmalarınızda esinleniyor musunuz yabancı örneklerden?

Tabii ki… Ben babamın hayatını incelediğim zaman benim için en iyi örnek o olduğunu kanaat getirmiş bir insanım. Nasıl bir yol çizmiş, o zamanın şartlarına göre babam ne yapmışsa bugünün şartlarına göre ben de aynı yolda hareket etmeye çalışıyorum. Açıkçası şu an üzerinde gitmekte olduğum yolu babamın döşediğini düşünerek sağlam adımlarla ilerlemeye çalışıyorum.

DJ’likte diğer ülkelere kıyasla ülkemizdeki gelişimi ve yeni neslin bu alana ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Diskjokeylik bence son zamanlarda Türkiye’de iyi bir gelişim sağladı. Ondan öncesinde kötü bir imajı vardı. Hem ciddiye alınmıyordu hem de herkes diskjokey olabilir gibi iş küçümseniyordu. Tabi ki insanoğlu her işi yapabilir, ama bir işi doğru yapabilmek için sevmek lazım, ciddiye almak ve eğitiminden geçmek lazım. Bu işi ciddiye alanlar bence başarılı oluyor. Ülkemizde de güzel gelişmeler bu anlamda başladı.

İnsan ve toplum sağlığını derinden etkileyen, bizim de mücadele alanımız olan bağımlılık ve özelde uyuşturucu tehlikesiyle karşı karşıyayız. Özenti, duygusal boşluk, merak gibi duygular bilhassa gençleri bağımlılığa yöneltiyor. Ama bir yandan da karşımızda büyük bir endüstri var, onların oyunları var. Bu çerçevede, hassas olduğunuzu ve bunu dile de getirdiğinizi biliyoruz. Size göre bağımlılıklar nasıl engellenebilir?

Gençlerin en çok yakalandığı bağımlılıklardan biri uyuşturucu bağımlılığı öteki ise asosyalleştiren küçük bir ekrana bağımlı kaldıkları telefon ya
da bilgisayar oyunları geliyor. İnsanların kaçış noktası olarak kullandığı uyuşturucu, alkol veya asosyalleştirecek tarzda elektronik cihazlar… Bunların hepsi sorunlardan kaçmaktan kaynaklanıyor, çünkü kaçış en kolay çözüm gibi görünüyor. Hâlbuki bunlar kaçış değil erteleyiştir. İnsanların sorunlarına karşı daha mücadeleci ve çözümcü olmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü artık uyuşturucu denen şeyin herkesin, her an ulaşabileceği bir hayat tarzına dönüştüğü bir dönemde yaşıyoruz. Bunun tek çözümü bilinçlenmek, kullandırmamak ve kullananlara da müsaade etmemek!

Günümüzde en tehlikeli olarak gördüğünüz bağımlılık alanı hangisidir?

Uyuşturucu bağımlılığı ve asosyal olmamıza neden olan dijital bağımlılık diyebilirim. Cep telefonlarıyla arkadaşlarımızla aynı masada otururken onları ihmal edip esasında sanal ortamda yaşıyor olmamız ve bütün gerçek sosyal aktivitelerden uzak durmamız tehlikeli bağımlıklardan diyebilirim.

Sizin ayrıca en çok takip edilen motor sporlarından biri olan drift’te de başarılarınız mevcut. Bu alana nasıl başladınız ve ilerleme planlarınız içerisinde mi bu da var mı?

Benim drift alanında güzel derecelerim var, şampiyon değilim. Türkiye üçüncülüğü ve birkaç yarışta birinciliklerim var. Hedefim tabii ki Türkiye şampiyonluğu… Sonrasında ise en büyük hedefim Türk bayrağını yurtdışında temsil edebileceğim yarışlara katılmak ve yurtdışında dereceler elde etmek. Drift motor sporuna başlamadan, öncesine kadar bu işi bilinçsiz yapıyordum. Bir otopark alanında olsun, pistlerde olsun bir otomobili kaydırarak kullanmaya ilgim vardı ama bunun bir gün sürekli ilgileneceğim motor sporuna dönüşeceği hiç aklıma gelmemişti. Bu sporun dünyada yaygınlaşmaya başladığı zamanlarda ben de işin ucundan tutup eğitimini almaya başladım. Bunun için kendime araçlar hazırladım. Bugün ise yeni hazırlamış olduğum en profesyonel aracımla antrenmanlarımın gününü bekliyorum.

“HEM MÜZİK HEM SPORLA VÜCUDUMU SAĞLIKLI TUTUYORUM”

Hem müzik hem sporla yakından ilgilenmenin hayatınıza katkıları neler? Bu yönde gençlerimize ne gibi önerilerde, yönlendirmede bulunabilirsiniz? Zira bağımlılıktan korunmanın en emin yollarından biri de spor ve sanat faaliyetleri içerisinde olmak.

Müzik sanatın bir dalı, atalarımızın da dediği gibi kesinlikle ruhun gıdası. Ruhumu beslerken aynı zamanda spor yaparak vücudumu da sağlıklı tutmaya çalışıyorum. Çünkü ikisi bir arada olduğu zaman hayatın kıymetini anlıyorsunuz, güzel bir hayat yaşıyorsunuz. Bence spor yapmayan bir insan, müzik de dinlemeyen bir insan gibidir. Kısacası alması gereken besini almıyor gibidir diye düşünüyorum. Herkesin spor
yapması ve müzik dinlemesi taraftarıyım.

Survivor macerası tekrar başlıyor. Neler bekliyor bu defa sizi adada?

Bir önceki Survivor macerasına birazcık daha hazırlıklıydım açıkçası, yeni dönem de yayınlanacak All Star teklifi bir ay içerisinde geldiği için çok hızlı bir antrenman temposuna girdim. Yarım kalan işimi tamamlamaya gidiyorum!

DAHA FAZLA CESARET!”

Doğukan Manço’yu müzik dünyasında başka nasıl çalışmalar içerisinde göreceğiz?

Bu konuda da babamın bazı özelliklerini örnek almaya çalışıyorum. Onların başında da cesaret geliyor. Eğer cesaretli olursanız ve yaptığınız işi severek yapıp kabullendirmeyi denerseniz bence değişik işler yapmış olursunuz. Bu da sizin hangi yönde ilerleyeceğinizi belirler. Birazcık daha cesaretli olmayı düşünüyorum; ileriye yönelik sıra dışı çalışmalar yapmak istiyorum ve yapacağım da…

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Şubat 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *