Hangi dizide yer alırsa o karaktere de hemen kendini bağlıyor İpek Karapınar. Burada, rolünün hakkını veriyor demekten hiç alıkoymayalım kendimizi. Şimdilerde ATV’de yayınlanan Kırgın Çiçekler dizisinde Feride hoca ile karşımıza çıktı Karapınar ve yine kendisini izleyiciye benimseterek, sevdirerek. Fedakârlık timsali Feride Hoca karakterini, diziyi ve hayatını konuştuk İpek Karapınar’la sonbaharın dökülen son yaprakları içerisinde…

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Canan Yetişti Satkın

Rollere söz yerindeyse “cuk” diye oturuyorsun. Yeteneğin yanı sıra mimik ve simanın da desteği var mı?

Jest ve mimiler duygunun bir parçası. Her karakterin ön çalışmalarında, o karaktere bürünürken onun önceki yaşamını, boyunu, biçimini beyninde, bedenine uyguluyorsun. Uyumlulandırıyorsun. Ben de karakterde yansıtılması gereken duygular hangisiyse onu çıkarmaya çalışıyorum. Bu da demek ki insanlar tarafından beğeniliyor ki tutuluyor o diziler ya da oynadığım karakterler.

Kırgın Çiçekler toplumumuzda çok önemli sorunları gün yüzüne çıkarıyor. “Hadi canım olur mu bu kadarı da” dediğimiz olayların fazlasını üçüncü sayfa haberlerinde görüyoruz aslında… Bu anlamda bu dizinin topluma katkıları nedir sana göre?

Bu dizi sosyal sorumluluk projesi gibi başlayan bir iş değildi. Ama senaryo geldiğinde, ilk bölümünü okuduğumda bunun etkilerinin büyük olacağını öngörmüştüm. Yetimhane hikâyesi muhakkak daha önce de işlenmiştir ama bu derece değil. O çocukların orada yaşadıkları, daha önce yaşadıklarının şu anki yaşamlarına sirayet etmesi ve başlarına gelecek olan bir sürü olaylar, mesajlar verilerek anlatılıyor. Annesiz, babasız yetim çocukların durumlarını anlatıyoruz. Dolayısıyla dizi dikkat çekti. Hatta neredeyse diziden sonra yetimhanelerde denetim noktasında değişik uygulamalar da oldu sanki…

Biraz daha dikkat edilmesi gereken noktaları mı görmeye başladı yetkililer?

Evet, oradaki çocuklara dikkat çekmiş oldu bu dizi. Yetimhanelere daha fazla yardımlar olmaya başladı. İnsanlar daha duyarlı olmaya başladı. Bunu bize gelen yorumlardan görebiliyoruz. Bu da bizi mutlu ediyor.

Peki, Feride Hoca nasıl bir karakter?

Feride hocamız çocukların annesi, ablası, en yakın arkadaşı. Onların özgür bireyler olması için çok çabalayan, onlara destek olan, onları sırtlayan anaç bir karakter. İyi ki de o çocukların başında Feride hoca gibi birisi var. Eminim gerçek hayatta nice Feride hocalar vardır.

HER KARAKTERİ MODEL ALMAK NORMAL BİR ŞEY DEĞİL

Dizi dünyasında olduğun için bunu çok iyi fark edebiliyorsundur; televizyona, dizilere bağımlılık var mı? Bunu nasıl değerlendiriyorsun?Halkımız fazla mı içselleştiriyor, benimsiyor dizileri?

Aslında bütün dünyada dizilerin izlenme oranı çok yüksek. Ve bir şekilde insanlar özellikle kendilerini buldukları karakterleri içselleştiriyorlar. Bu Türkiye’de aslında çok daha fazla. Bunun çok normal olduğunu düşünmüyorum. Neticede biz oyuncuyuz, işimizi yapıyoruz. Bizler ne Feride’yiz, ne Songül’üz, ne de Toprak’ız. Tabi ki içselleştirmeleri bizim onlara ne kadar iyi aksettiğimizi gösteriyor. Ama kötü bir karakteri oynadığında dışarda kötü muameleyle de karşılaşabiliyorsun ya da model olarak alanlar olabiliyor. Bunlar çok normal şeyler değil.

Peki, rol model olma konusunda ne düşünüyorsun? Örneğin, oynadığın rolün, diğer hocalara da örnek olacağını düşünüyor musun?

Senaristlerimiz bir şekilde rol model olabilecek şeyler yazıyorlar. Sonuçta toplum önüne çıkıyoruz. Ben de bunu bu şekilde aktarmaya çalışıyorum. Umarım oluyordur. Umarım bu dizi, yetimhanedeki müdürlere, öğretmenlere, oradaki çocuklara ve ilişkilere hayırlı bir şekilde dönüyordur.

TELEFONLA DEĞİL, SEVDİKLERİMLE VAKİT GEÇİRİYORUM

Arkadaşlarınla bir cafede buluştun diyelim. Masaya oturduktan sonra garson “Telefonlarınızı alıp, şu sepete koyuyorum, o sepetten ilk telefonu alan kişi tüm hesabı ödeyecek, burada kural böyle” dedi. Ne yaparsın? Telefona hiç dokunmadan ne kadar durabilirsin?

Çok mutlu olurum! Bayılırım. Aslında çok öyle bağımlılıklarım yok. Ama teknoloji sürekli hayatımızda. Akıllı telefonlar çıktıktan sonra sürekli kendimi telefona bakıyorken görüyorum. Fakat şöyle detokslar da yapıyorum. Örneğin eve gittiğim zaman çok önemli bir işim yoksa, mailime bakmam gerekmiyorsa kesinlikle telefonu elime almıyorum. Eskiden televizyonlar için aptal kutusu denirdi. Aslında akıllı telefonlar da şu anda aynı konumda. Sosyal medya kirliliği çok fazla. Çok fazla boş vakit geçiriyorsun. Ama tabi hayırlı durumları da var. Haberleri oradan okuyorum, bilgileri oradan ediniyorum. Aklıma gelen şeyleri oradan sorgulatabiliyorum. Ama gün içinde uzun süreli detokslar yapıyorum. Telefonla uğraşmamak gibi.

Neler yapıyorsun, neye yöneliyorsun?

Arkadaşlarımla, ailemle sohbet ediyorum. Biz evde televizyon bağımlısı değiliz, televizyonu kapatır ve sohbet ederiz. Herkes gün içinde ne yaptığını anlatır, eleştirisini ve yorumlarını yapar. Şu an ayrı bir eve taşınmış olsam da ailemle çok sıkı ilişkilerim var. Müzik dinliyorum. Konservatuvarda müzik bölümünde okumuştum zaten. Kitap okuyorum. Daha verimli geçirmeye çalışıyorum vaktimi.

KİRLİ BİR DÜNYAYA DEĞERLERİNE BAĞLI BİR ÇOCUK GETİRECEĞİM

Oynadığın dizide nasıl ailelerin, hayatların var olduğunu daha iyi görebiliyorsun. Peki, sen nasıl bir anne olurdun?

Şu anda ahkâm kesmek ne kadar doğru olur bilmiyorum ama tabi bir dişilik ve annelik içgüdüsüyle elimden gelenleri yaparım. Çok fazla sıkboğaz olmamayı düşünüyorum. Normalde kuralları seven bir insanımdır. Aynı zamanda yıkmayı da severim. Ama kendi ev düzenimde kuralları olan bir insanımdır. Tabi ki insanları rahatsız ve tedirgin etmeden. Ama çocuk olayı o kadar büyük bir sorumluluk ki hepimizin bildiği gibi kirli bir dünyaya bir bebek getirme planı içindeyim. İnsanların insanlık duygusunu fazlasıyla yitirdiği, hayvanlara karşı olan duyguları tamamen yitirdiğimiz, birbirimize düşman olduğumuz, ötekileştirdiğimiz, sağlıklı beslenemediğimiz, kanserin grip kadar yaygınlaştığı, çevrenin olabildiğince kirletildiği bir gezegende yaşıyoruz. Evet, böyle bir dünyaya çocuk getireceğim. Ve onu ne her şeyden çok fazla sakınabilirim, çünkü gerçek olan bu, ne de tamamen başıboş bırakabilirim. Kendi değerlerimizin dahilinde sevgiyi, paylaşımı öğreterek çocuk büyütmeyi düşünüyorum Allah kısmet ederse.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Aralık 2015 sayısında yer almıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *