Bir inşaat mühendisi ama “evet yapabileceğim ve fayda sağlayabileceğim işi buldum ve bu alanda başarılı oldum” diyen bir isim Kalust Şalcıoğlu. Gazeteci, yazar, televizyon programcısı, sunucu ve dijital marka stratejisti… Boş kalmaktan hiç hazzetmeyen Şalcıoğlu ile dijital dünyayı sorgulamak için bir araya geldik. Bilgi güvenilir kaynaktan alındığı vakit geçerliliği ve kabulü vardır. ‘Nedir bu dijital dünya, sosyal medya zaruri mi, bilinçli kullanmak mümkün mü, peki marka nasıl yönetilir’in cevaplarını bizler de Şalcıoğlu’dan dinledik…

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Ergun Candemir

İnşaat mühendisliğinden daha soft ve etki alanı daha yüksek bir alana, dijital medyaya ve yazarlığa geçişinizi neye borçlusunuz?

Yıldız Teknik Üniversitesi, İnşaat Mühendisliği’nden mezun oldum. Ne iş yapıyorsunuz derseniz, aslında gazetecilik yapıyorum. Parayı nereden kazanıyorsunuz derseniz, dijital marka stratejistliği yapıyorum. Bu alana neden ve nasıl geçtiğimi söyleyeyim. Altı yaşından beri çalışıyorum; camcının, kuyumcunun, ayakkabı tamircisinin, sanayi tipi dikiş makine tamirhanesinin, iplikçinin yanında çalıştım. Üniversitede iken hocaların yanından ayrılmazdım hiç. Türkiye’de bütün teknik üniversite- lerde ders kitabı olarak okutulan iki kitapta adım var. Birisi Prof. Dr. Yalçın Yüksel’in “Kıyı Liman Mühendisliği” kitabı. Diğeri de Prof. Dr. Nafiz Çamlıbel ve Yrd. Doç. Dr. Hasan Bilici’nin “Yapı Statiği ve Çözümlü Örnekleri” kitabı. Ben dijital medyaya geçtikten sonra gerçekten bu sektörde bir açık olduğunu ve bu ülkede bu işi inovatif (yaratıcı) olarak, fayda ve fark katarak, benim kadar yapan birinin olmadığını gördüm. Basının da etkisi var tabi. Bir sinema filminin galasına gitmiştim. Film duyurulması, tweet atılması için fenomenlere belli bir ödeme yapılmış. Ben o dönem Habertürk grubunda yazıyor- dum. Haber müdürü birkaç ağabeyim “Kalust filmi TT (Trend Topic) yap” dedi. Ben de komiklik olsun diye “Kalust falan filmi yazıyor” diye bir hashtag oluşturdum ve sekiz dakikada başlık dünyada TT oldu. Bunu Milliyet’te köşesine taşıdı Ali Eyüpoğlu. O köşesine taşıyın- ca bu konu o zaman manşet oldu. Dolayısıyla bunları ilk ortaya çıkarttığınız zaman sektörde bilinir oluyorsunuz. Ben de bu sektörün çok daha fazla detayına indim; hem meraktan hem de bu işten para kazanmak gerçekten kolay. Ama işi iyi yapabilirseniz kolay. Bunu medya ile destekledim, derken buralara kadar geldik.

SOSYAL MEDYADA MARKA NASIL YÖNETİLİR?

Sosyal medya uzmanı ve dijital marka stratejistisiniz. Sosyal medyayı kullanmayı kişisel marka oluşturmak, sektöre hükmetmek olarak tanımlayabilir miyiz?

Önce sosyal medya uzmanı ne iş yapar, onu söyleyeyim. Sizin diyelim ki bir oteliniz var; otelinizin fotoğraflarını, yazılarını, mönülerini sosyal medya hesaplarında paylaşıyorsunuz, reklamlar veriyorsunuz. Ben sosyal medya uzmanlığı denen işi yapmıyorum. Ben markasını yönettiğim kurumun ya da kişinin neyi, nasıl paylaşacağına karar veriyorum. Markasını yönettiğim bir cerrahın Instagram’da kolunda güzel bir saat, elinde pırlanta bir tespihi çekip paylaştığı bir fotoğrafını gördüm. Hemen aradım kendisini; “eğer bir türkü albümü çıkaracaksak fotoğrafınız gerçekten çok güzel. Ama Türkiye’de marka olmak isteyen bir beyin cerrahına bu resim yakışmaz, bir daha böyle fotoğraf paylaşırsanız sizinle çalışmayacağım” dedim. Gördüğünüz üzere ben bir marka yönetiyorum. Eskiden de marka yönetiliyordu; gazeteler, TV’ler, söyleşiler ile. Artık nerede ne yaparsanız yapın sosyal medyada yoksanız, yani dijital izinizi bırakamıyorsanız hiçbir yerde yoksunuz demektir.

Sosyal medya hesaplarına sahip olmak artık sektörler için bir seçenek değil, bir mecburiyet oldu. Bunun gerekliliği hak- kında biraz bilgi alabilir miyim?

Bugün Google’da şu anda bulunduğumuz yeri, Çırağan’ı ilk aradığınız zaman Facebook sayfası çıkıyor. Ya da sizin derginiz ilk arandığı zaman muhtemelen internet sitenizle aynı sayfa içerisinde Twitter, Facebook ve Instagram hesaplarınız çıkıyor- dur. Çünkü siteniz ne kadar tıklanırsa tıklansın, Twitter, Facebook ve Instagram kadar tıklanamaz. Onun için de o mecralarda olmanız gerekiyor. Geçen bir lastik firmasının Türkiye hesabına Twitter üzerinden “kış lastiği alacağız, hiçbir yerde yok” diye yazdım. Bana dönüp cevap verme süreleri 8 gün! Burada dijital marka stratejisti çalıştırmanıza ihtiyaç yok. Bugün milyon dolarlar kazanıyorsunuz bu sektörde. Ama bin lira verip, en azından bir tane lise mezunu birini sosyal medya hesaplarınızda ne olup bittiğini takip etmek için çalıştırmıyorsunuz. Sekiz günde bir müşteriye dönül- mez. Kış lastiği yok dediğim zaman en kötü ihtimal Twitter’da 50 takipçim varsa, 50 takipçimin 10’u da kış lastiği olmadığını görüyor ve psikolojik olarak onların desteğini de almış oluyorum. Onun için sosyal medya- da olmak zorundasınız.

Peki, bu derece kişi ve kurumların her gün milyonlarca paylaşım yaptığı sosyal medyayı hem aktif hem de bilinçli kullanmak mümkün mü?

Ben bilinçten markayı doğru yönetebilmeyi anlıyorum. Kişi olsun, kurum olsun herkes hesabını marka yönetme bilinciyle yönetebilirse zaten aktif kullanmış, bunun yanında da bilinçli kullanmış olur. Örneğin benim hesaplarıma bakın; sabah gündemdekileri paylaşıyorum, öğlen ekonomi, akşam saatlerinde televizyon yayınlarında ne var ne yok, geceye doğru da güzel, anlamlı, romantik söz ve şiirleri paylaşıyorum. Kalkıp da öğlen saatinde aşk şiiri paylaşırsam bana negatif etkisi oluyor bunun. İnsanların gün içerisinde, saatlerine ve o anki psikolojilerine göre paylaşımlar yapmak
iyi bir marka yönetmek için esastır. Dolayısıyla kişinin görmek istediği şeyler her saatte farklı. İhtiyacım olan takipçi kitleme böyle bir paylaşım stratejisi gerekiyor. Dolayısıyla bilinçli kullanmak takipçinizin hangi saatlerde neyi görmek istediğini, hangi içeriğe pozitif hangisine negatif baktığını anlamak ve buna göre paylaşımlar yapmak demek. Ama yapmacık olursanız da bu iş önünde sonunda patlıyor.

FACEBOOK’UN BU İŞTEN BİR MENFAATİ YOK MU?

Sanal ortam alışkanlığımızı geçmişten bugüne kıyaslayabilir misiniz? On sene önce nasıldı, şimdi nasıl, bir on sene daha sonra nasıl olur?

Sosyal medya dediğiniz şey, nasıl kullandığınız da önemli ama arka mutfağı tam bir şeytan sofrası. Bakıyorsunuz Facebook, Twitter hesaplarınızda reklam yer alıyor sizinle ilgisiz bir şekilde. Facebook günlük server gideri için 62 bin dolar harcıyor ki bu rakam daha da artmıştır. Bu adam sizi hiç tanımıyor, sırf siz orada arkadaşlarınızla konuşasınız, paylaşım yapasınız diye günde binlerce dolar para ödüyor. Bu mantıklı geliyor mu size hiç? Bu işten bir menfaati yok mu yani? Herkes reklam vermiyor Facebook’a. Facebook sizin için niye bu kadar para ödeyip hizmet veriyor? Facebook sizinle ilgili her türlü datayı topluyor! Kaptan Amerika filmini izlemişsinizdir. Kaptan Amerika filmindeki gibi, sizin paylaşımlarınıza göre anahtar kelimelerden çok rahat karakter analizi yapabiliyorlar ve ileriki dönemlerde doktor mu olacağınız, şair mi olacağınızı yoksa devletin başına bela mı olacağınızı karakterinizden tahmin ede- biliyorlar. Dolayısıyla bundan ne kadar uzak olursanız hem ruh sağlınız hem de aile yapınız o derece huzurlu olacaktır.

Sosyal medyadan ötürü hızlı bilgi akışı içerisindeyiz aynı zamanda. Artık bilgiye güven duygumuzun oranı ne boyutta? Araştırma yeteneğimiz köreliyor mu?

Ben sosyal medyadaki hiçbir bilgiye güvenmiyorum. Gezi olaylarında da söylemlerim hep “güvenmeyin” oldu. Bana “yazılı medya ölüyor mu” diye soruyorlar. Biz Milliyet’in dergisini hazırlıyoruz, cumartesi günü çıkıyor. Biz bu dergiyi çarşamba akşamı teslim ediyo- ruz. Sizin yazdıklarınız okura ulaşıncaya kadar en iyi ihtimalle aradan iki buçuk gün geçiyor. İki buçuk gün- de dünya devletlerinin yeri değişiyor nerdeyse artık. Dolayısıyla haberden çok röportaja kaydı medya. Ama ne kadar yandaş ve taraflı da deseler yazılı ve görsel medyada üstünüzde hep sizi denetleyen ve kayıtta kalan bir şeyler var. Yani bugün televizyon arşivinde kalıyorsunuz, oradan yayınızı sildiremiyorsunuz. Ya da gazetenin arşivinde kalıyorsunuz. Ama dijitalde öyle değil, adam sahte IP ile sahte DNS’ten hesap açıyor. Orada istediği şeyi yazıyor. Onun için ben buradaki hiçbir şeye güvenmiyorum. Evet, sosyal medyada olmak bir gereklilik ama her şeyin bir kullanma dozu var. Hele ki her türlü problemi başınıza alabilecek bir platform ise bu, yazacağınızı, paylaşacağınızı iki defa düşüneceksiniz.

ÇOCUĞUNUZUN HESAPLARINI FARKLI İSİMDE HESAP AÇARAK TAKİP EDİN

Benim rahmetli babaannem, “oğlum gel kolonya süreyim açılırsın” deyip kollarıma kolonya sürerdi. Bizim zamanımızda büyükler uyuşturucu kullanıp kullanmadığımızı anlamak için kollarımızı bu şekilde kontrol ederdi. Ben şimdi annelere diyorum ki; çok etik değil ama örneğin 20 yaşında oğlunuz varsa siz de 20 yaşında, oğlunuzun hoşuna gidebilecek, sahte bir kız profiliyle bir hesap açın ve onu takip edin. Araştırmaya göre 10-14 yaşları arasındaki bir erkek çocuğun art niyetli bir kişi tarafından kamera karşısında karşı cinsten biri olduğuna inandırılıp soyunmaya ikna edilmesi süresi bir dakikanın altında! 10 yıl sonra bu iş hayal edemeyeceğimiz yerlere gelecek. ben rahmetli babamın eve renkli televizyon getirdiği günleri hatırlıyorum. UFO görmüş saf köylü gibi bakmıştık böyle. şimdi 5 yaşındaki çocuk akıllı telefonlarda oyun oynuyor, oyun yüklüyor. yani zekâ da teknolojiye göre gelişiyor. şu an üç boyutlu televizyonlar artık bizi tatmin etmiyor. Hologramik televizyonların gelmesi de çok yakın. Artık insanlar televizyon ile popülariteyi sağlayamıyor. Sosyal medya hayatımıza girdiğinden bu yana artık herkes ünlü, herkes popüler! Onun için bu kadar dizi yayından kalkıyor.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Ocak 2015 sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *