Medya, hem kamuoyu oluşturmada hem de kamuoyunun sesi olmada kitlesel, büyük bir güç. Medyanın nasıl okunması gerektiğinin yanı sıra medyanın kamuoyunu nasıl okuduğu, nasıl etki bıraktığı, toplamında nasıl bir algı oluşturduğu da önemli bir konu. Her konuda ele alınabilecek bu başlığı bağımlılık açısından değerlendirdik.

19. yüzyıl itibarıyla telefon, telgrafın hayatımıza girmesi, aslında elektronik çağın başlaması, etkin olarak medyayı kamuoyunda önemli bir yere getirmiştir. Hâlihazırda gelişmekte olan matbaa ve televizyon ile birlikte toplumda bir yere ve söze sahip olan, toplumu yöneten ve önemli bir propaganda aracı olan kitle iletişim araçları şahlanışını elektronik çağla başlatmış ve şu an bulunduğumuz dijital çağda en üst seviyede yaşamıştır. Sosyal medya platformları ve çeşitli dijital mecralarda yeni medya olgusunun girdiği hayatımızda herkes bir gazeteci (yurttaş gazeteci) olmakta, tek tuşla dünyanın bilgileri önümüze gelmekte, tek tuşla aslında dünya yönetilmektedir. Sözün özü, iletişim ilk çağlardan bu yana insanoğlunun günlük yaşantısında hep olmuştur. Yaşamın idame edilmesi için bireyler iletişimin teknik araçlarına daha çok bağımlı olmaya başlamıştır. Bu durum da medyanın gerekliliğini ve daha çok gelişmesini, ihtiyaçlara cevap verebilmesini gerekli kılmıştır.

“MEDYA GÜDÜLEYİCİ ETKENDİR”
Medya kitlesel, büyük bir güçtür. Dünyanın bir ucunda her ne oluyorsa bizim şu an öğrenmemiz giderek daha da gelişen ve anlık olarak kendini gösteren medyanın varlığıyla gerçekleşmektedir. Konvensiyonel medyayı geride bırakacak ve her geçen bir anda daha da gelişen ve gelişmeye açık yeni medya, toplumsal hareketi ve algıyı oluşturmada, yönetmede başat roldedir. İlk kez Amerika Savunma Departmanı tarafından yönetilen algı yönetimi bireyler tarafında hisleri sayesinde edindikleri bilgileri anlamak ve kendi dünyalarını organize etmek ve yorumlama işlemidir. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Prof. Dr. Ali Murat Vural da yaygın olarak bilinen bir konuda kamuoyu oluşmasının olağan olduğunu, ancak anlaşılması zor meselelerde kamuoyunu yönlendirmenin gerçek bir algı operasyonu olduğunu ifade etmiştir. Prof. Dr. Vural konuya şu şekilde açıklık getiriyor: “Kitle iletişim araçları vasıtasıyla söylenen her söz karşılığında kamuoyu bazen hızlı, bazen yavaş ama muhakkak gelişir. Meydana gelen olaylar kamuoyunun oluşmasında güdüleyici etkendir. Ve medyanın gündemine girebildiğiniz ölçüde kamuoyu sizin farkınıza varır. Algıyı yönetmek için; mevcut durumu doğru tahlil etmeniz, ihtiyaçlarını belirlemeniz, bu ihtiyaçları geliştirecek araçları geliştirmeniz, bu araçları gerçekçi bir biçimde uygulamanız ve sonuçları mutlaka ölçmeniz gerekmekte. Buna göre mevcut durumu yeniden tahlil edip, yeni bir aksiyon almanız algıyı sistemli ve disiplinli bir şekilde yönetmenizi sağlayacaktır.” Peki, günlük hayatın gündemlerini, yurtta ve dünyada olup bitenleri, siyaseti, politikaları, devletlerarası ilişkileri, sporu, sanatı bizlere
ulaştıran medya bağımlılık konusuna nasıl bakıyor? Bağımlılığın farkındalığı konusunda medyada nasıl algı oluşturulabilir?

“MEDYADA ASIL MESELE ETİK OLMAKTA”
Herkes bonzainin ne olduğunu, nasıl kullanıldığını, ne tür bir etki bıraktığını, piyasasını, nasıl temin edilebileceğini çok iyi biliyor, değil mi? Peki bir uyuşturucu maddenin bu kadar çok bilinmesi iyi bir korunma faaliyeti midir? Son zamanlarda bonzai kullanımındaki artışın, dilden dile dolaşan bu söylentilerle arasında bağ var mıdır? Tüm bu soruların cevapları bizleri medyaya işaret ediyor. Amaç medyayı yermek değil, tamir etmektir. Medyanın toplumsal bir sorun olan uyuşturucu kullanımına karşı bu derece merak uyandırıcı içerik kullanması, video ve fotoğrafları göstermesi, maddenin nasıl kullanıldığını ve ne tür etkiye yol açtığını anlatması maalesef özellikle çocuk ve gençler üzerinde çok büyük bir oranda merak ve özentiye yol açmaktadır. Evet, bu da bir algı yönetimidir. Üstelik bu durumun farkına varan başta Yeşilay olmak üzere, politikacı ve uzmanların bonzai yerine ‘sentetik uyuşturucu’ ibaresinin kullanılması gerektiğini vurgulasa bile medyanın bu dilden maalesef vazgeçmemesi medyanın kendisinde dahi var olan bir algıdan kaynaklanmaktadır. İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Peyami Çelikcan, bağımlılıkla etkin mücadele adına medyanın önemli bir etkiye sahip olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Ne giyeceğimizi, nereye gideceğimizi belirleyen, hayatımızda söz sahibi olan medya, tüketim ve algı yönetmenin başrol oyuncusu. Bağımlılık evrensel bir problem. Kitleleri harekete geçiren medya da bu probleme sebep de, çözüm de olabilmekte. Nitekim sigara bağımlılığının bu kadar çok yaygınlaşmasına sebep olan ilk etken tütün endüstrisinin medyada serbest ve gençlerin algısına göre hareket edebilme özgürlüğüne sahip olabilmesiydi. Aynı şeyi, eğlence aracı olarak lanse edilmeye çalışılan alkol tüketiminde de görüyoruz. Ve şimdi de uyuşturucu durumu. Medya, iyi niyetle ama özensiz bir şekilde yaptığı uyuşturucu madde bağımlılığı konusundaki haberleri ve içerikleriyle aslında çocuk ve gençlerde olumsuz bir izlenim bırakıyor. Onlarda bağımlılık konusunda merak uyandırıyor. Bu durumu son zamanlarda yapılan eğitimlerle, geliştirilen politikalarla biraz olsun aşmış, en azından basın temsilcilerinde farkındalık oluşturmuş durumdayız. Ama reyting her zaman baskın geliyor. Asıl anlaşılması gereken konu; uyuşturucu madde bağımlılığı sorununa çözüm odaklı bir yaklaşımla, bilinçli bir şekilde, yasalara, politikalara da destek olacak şekilde haber yapmakta. Asıl mesele etik olmakta.”

MEDYADA ORTAK DİL: SÖZDE KALMASIN

Uyuşturucuya karşı etkin mücadele için kamu kurumlarının, STK’ların ve medya temsilcilerinin ortak bir iletişim stratejisini takip etmesi, ortak bir dili kullanması büyük önem arz ediyor. Bağımlılıkla mücadelenin en önemli ayağı olan medyaya burada ilke edinmesi gereken mühim vazifeler düşüyor. Yeşilay’ın yerel ve ulusal medyaya yönelik başlatılan olduğu ‘medya bağımlılık farkındalığı eğitim programları’ da tam olarak bunu amaçlıyor. Yeşilay, bağımlılık konusunun bir reyting malzemesi değil, bir halk sağlığı sorunu olduğunu, medyanın bağımlılığa dikkatleri çekmek amacıyla, iyi niyetle ama yanlış içeriklerle yapmış olduğu haberlerin aslında bağımlılık tehlikesini daha da artırdığını, ama medyanın reyting kaygısı gütmeden soruna çözüm odaklı haber çalışması yapabileceğini ve bunu da prensibi yapabileceğini anlatıyor. Eğitimler haricinde de medyanın; madde kullanan kişilere ilişkin tasvirlerde, çevrelerine ilişkin betimlemelerde, maddenin metin ve görsel içerikteki veriliş biçimlerinde, arzı ile ilgili içeriklerde ortak bir dil kullanması hem vatana ve insanlığa karşı büyük bir sorumluluğu yerine getirecek, hem bu mücadelenin gidişatına olumlu bir katkı sağlayacak, hem de medya vasıtasıyla uyuşturucu veya herhangi bir madde kullanımı bir suç olarak algılanmaktan çıkıp, önlenmesi ve tedavi edilmesi gereken bir halk sağlığı sorunu olarak anlaşılacaktır.

Bu yazı Yeşilay Dergisi Haziran 2018 sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *