Gençler neden madde kullanır? Onları bu zehirli hayata sürükleyen sebep ne olabilir? Sadece merak, özenti, bilgilendirmeme ya da yanlış bilgilendirme veya duygusal boşluklar gençleri madde kullanmaya iten sebepler arasında gösterilebilir mi? Toplumsal problemlerin de kişiyi madde kullanımına ittiği hatta zorunda bıraktığı bir olgunun varlığı bizleri ne derece rahatsız ediyor? Peki ya hayatın tüm zorluklarını ve sıkıntılarını madde kullanarak unutmaya çalışan gençlerin varlığının ne kadar farkındayız?

Röportaj: Sümeyya Olcay

Evet, bir nesilden bahsediyoruz hem de metropol dediğimiz, türlü imkanların var olduğu bir şehirde farklı yaşantıları, tarzları olan, yoksulluk ya da yoksunluk içerisinde çareyi maddede bulan bir nesil… Aslında bakılırsa ilgisizliğin var olduğu her şehirde, kasabada böylesi gençlerin olması olağandır. Kimi zaman isimleri apaçi olur, kimi zaman sokak çocuğu, kimileri onlara serseri der, kimileri maganda. Sosyolog Ömer Miraç Yaman bu gençlerin madde kullanmalarının altında yatan birçok sebebi araştırdığı ve sadece maddeyle sınırlı kalmayıp, bu gençliğin tüm sorunlarını ele aldığı ve Kasım 2013’te de Yeşilay Yayınları’ndan çıkan Apaçi Gençlik kitabı bu kesime ve bu kesimin sorunlarına çok iyi ışık tutmakta. Önleyici hizmet aslında salt hiç kullanmayanları bilgilendirme ve onları maddeden uzak tutma işlevini görmemekte. Madde kullanan kişiyi erken tanı teşhisiyle, doz attırılmadan tedavisini sağlama, maddeyi kullanmış sonrasında bir şekilde tedavi veya başka bir yolla maddeyi bırakmış kişinin relapsı yani tekrardan maddeye dönmesini önlemek de bir önleyici hizmettir. Bu röportajda Ömer Miraç Yaman vasıtasıyla madde kullanmış bırakmış bir gençten, Seyfettin İ.’den (Seyfi), maddeye başlama sebebini, maddeyi nasıl bulduğunu, nasıl bıraktığını ve çevresindekilerinin yaşam tarzlarını dinledik. Söyleşimize onu bu zehirden kurtaran, o kesimin babacan abisi Mustafa Baş da eşlik etti.

Seyfettin İ., aslen Zonguldaklı ama İstanbul doğumlu. İlkokul terk. Baba çok küçük yaşta evi terk etmiş. Üç kardeşler ve Seyfi en küçükleri. Anne çocuklarına bakmak için çalışmak zorunda kalmış sürekli. Bu açıdan bakıldığında Seyfi’nin okula gitmek istememesi ve serbest büyüyecek bir ortamda bulunması onu nelerin beklediğini hayal ettirebiliyor bizlere.

Mustafa Baş, 46 yaşında evli ve iki çocuk sahibi. Çok küçükken hem annesini hem babasını kaybetmiş, babaannesiyle büyümüş. Özgür ama kendi deyişiyle sorunlu değil sorumlu olarak büyümüş. O sorumluluk duygusuyla da çok küçük yaştan beri kendi sorunlarını kendisi halletmeye çalışmış. Dolayısıyla bir özgüven oluşmuş kendisinde. Küçük yaşlarda sigaraya başlamış. Ortaokula kadar Çankırı’da okumuş, sonrasında İstanbul’a taşınmış.

İstanbul’a taşındıktan sonra madde kullanmaya ne sebeple ve ne zaman başladınız?

Mustafa B.: Güçlü bir yapım vardı. Spor da yapardım. Serbest büyüdüm. Aile durumumuz iyiydi. İstanbul’a taşındıktan sonra 19 yaşına kadar kılcal damarlarım patlayana kadar esrar da kullandım, hap da kullandım,
toz da çektim. Çevremdeki insanlar da hep böyleydi. Hatta bir arkadaşım tuvalette ölü bulundu. Altın vuruş yapmıştı. Maddeyi bırakma sebebim esasında küçük yaşlardan bu yana bana yüklenen kültür ve bilgiydi diyebilirim. Madde kullansam bile zeki bir çocuktum, sorumluluk sahibiydim. Lisedeyken staj yaptığım yerin sahibi benim bu durumumu bildiğinden dolayı bana çok görev yüklüyordu ki boş kalmayım, o alanlara kaymayayım. Aslında madde kullanmam benim yaptığım sporu da çok etkiliyordu. Nefes nefese kalıyordum. İnanır mısınız güzel bir şey değil ama kavgaya giriştiğimizde bile performansım yoktu. Halsizlikten çok dayak yiyordum. Bu durum beni çok rencide ediyordu. İğrendiğim için bıraktım ben de. Ama bu birden olmadı. Azaltarak bıraktım. Evlendim. Evlendiğim kişi de ilkokul öğretmenimin kızıydı. Öğretmenim benim ortaokulda da veliliğimi yapıyordu, benle ilgileniyordu. Böyle bir evliliğe de hayır
demedi çok şükür.

Seyfi ile tanışmanız nasıl oldu?

Mustafa B.: Ben evlendikten sonra Esenler’e taşındım. Evimin terasında da güvercinlerim vardı. Hayvanları çok severdim. Seyfi’yi de her zaman kapımın önünde görürdüm. Yüzü güzel, sempatik, güçlü bir çocuktu. Ben Seyfi’ye yaklaştıkça da soğuk dururdu, taviz vermezdi, sadece sorduklarıma cevap verirdi. Hayvanlara da merakı vardı; ara ara elinde kuş görürdüm. Ben onu bir gün terasa çıkardım, kuşların yanına. O zamanlar güvercin hırsızlığı oto hırsızlığından daha yaygın ve değerliydi. Kimse kimseyi de güvercinlerine yaklaştırmazdı. Bana nasıl sorumluluk verilmişse aynısını ben de Seyfi’ye vermeye başladım. Öyle ki kümesin anahtarını verdim. Akşam geldiğimde bakıyordum; kuşları çıkarmış, uçurmuş, bazılarını kaçırmış, yanlış kuş yakalamış, ortalığı temizlemiş. Keyifliydi onun için bu iş.

Hap kullanmayı mahalledeki ağabeylerden öğrendim.

O zamanlar madde kullanıyor muydun Seyfi?

Seyfi: 12 yaşındaydım Mustafa abimle tanıştığımda. Uyuşturucu kullanıyordum. Mahallede abi dediğim insanlar kullanınca ben de merak ettim, nereden aldıklarını sordum, gittim, aldım ve kullanmaya başladım.
Mustafa B: Seyfi’yle biz baba oğul gibi bazen arkadaş gibi olduk. Aileden biri oldu.

Okulu neden bıraktın? Madde kullanan bir çevredeydin. O ortamdan bahsedebilir misin?

Seyfi: Kimse yoktu başımda. Annem zaten çalışıyordu. Abim de maalesef uyuşturucu kullanıyordu. Ablam ise evdeydi. Başımızda büyük olarak ananem vardı. Ona da ne dersen ‘eyvallah’ diyordu. İlkokul 4’e kadar okudum. Okula doğru düzgün gittiğim de yoktu. Kimse yoktu başımda. Mahallede abi dediğimiz insanlarla takılmaya başladım. Onlardan öğrendim uyuşturucuyu. Bir de onların diğer çocuklara “gel lan, git lan, al şu parayı iki bira getir” demesi, o tavırları beni cezbediyordu açıkçası.

Madde kullanmak için parayı nereden buluyordun?

Seyfi: Para bulamayınca hırsızlık yapıyorduk. Millet halısını yıkayıp asıyordu. Biz de gece o halıları çalıp satıyorduk. Ya da adam pazarda
meyve satıyor, kamyonu meyve dolu. Meyveleri çalıp satıyorduk. Parayı buradan kazanıyorduk. Sonra gidip mal alıyorduk, sabah kadar kafamız güzeldi.

Alkol kullanımı var mıydı peki?

Seyfi: Yok, uyuşturucu daha hoşumuza gidiyordu. O dönemler modaydı zaten; biri ben 5 tane içtim diyordu, diğeri ben 10 tane içtim. Esrar kullanıyorduk genelde. Hap en zirve. Esrar kullanınca yine yemek yiyebiliyorsun. Ama hapı alınca yediğini çıkarıyordun. 2-3 gün pert. Bir de kova çok içiyorduk; iki buçuk litrelik pet şişeyi düşünün, bir de onun kovasını.

Kaç sene uyuşturucu kullandın?

Seyfi: 5 sene madde kullandım. Hani boğazımdan kan gelene kadar. Mustafa abiyle tanışmam benim dönüm noktamdı. Baktım; gittiğim yol, yol değildi, sonuç berbat bir şekilde ölümdü. İrademi dik tutmaya çalıştım. Mustafa abi vesilesiyle bir işe girdim. İrade olmayınca tedavi mümkün değil.

Tedavi gördün mü peki?

Seyfi: Bu iş pek tedaviyle mümkün değil; insanın içinde olmayınca. Tedavi merkezlerinde çocuk başka birinin testini kendisininmiş gibi verebiliyor. Ya da tedavi sonrası bir ilgilenme olmadığı için tekrar maddeye bulaşabiliyor. Arkadaş çevresi çok önemli bu noktada. Arkadaşından zarar mı gördün, hemen uzaklaşacaksın ondan. Uzaklaşmazsan eğer bir gün canın sıkılır, ailenle ya da kız arkadaşınla kavga etmişsindir, işle ilgili yolunda gitmeyen bir şeyler vardır, yanındaki adam uyuşturucu içiyordur, sen ne yapıyorsun; “bana da ver, canım çok sıkkın, ben de içeceğim diyorsun”. Al işte kullandın maddeyi. Ben şimdi 27 yaşındayım ama 17-18 yaşlarında çocuklarla takılırım. Sebep? Onlarla daha çok eğleniyoruz, hem onları koruma içgüdüm de var maddeye bulaşmasınlar diye. Sonra Seyfi küçük çocuklarla takılıyor diye adımız da çıkıyor. Öteki türlü ne olacak? Bütün gün uyuşturucu kullanan arkadaşlarla olacağım, belki ben de kullanacağım. Ben maddeyi bıraktığım gibi hemen evimi taşıdım
başka bir yere, arkadaş çevremi değiştirdim, evde bir disiplini sağlamaya çalıştım. Nihayetinde babasız bir aileye sahipsiniz. Birinin kontrolü elinde tutması gerek.

Mustafa B: Çocukken maneviyatı güçlendirilmeyen çocuktan, büyünce
her şeyi bekleyebilirsiniz. Eğer küçük yaşlarda ona değerler öğretilmişse o büyüyünce kötü yolda olsa bile bir noktadan sonra bırakacaktır orayı.
Örneği benim.

Farklı bir yaşam tarzınız da var; diğer gençlerden farklı olan bir giyim, konuşma, kültür farkı diyebiliriz buna. Toplum içerisinde kendinizi nasıl görüyorsunuz?

Seyfi: Uyuşturucu kullanırken çok berbat bir haldeydim, ben ben değildim.
Ama şimdi istediğim ortama girebiliyorum, rahatım. Çevremizdeki gençlerin farklı görünmesinin sebebi toplum tarafından dışlanmaları ve hayata karşı tepkili olmalarıdır. İsyandır bir nevi.
Mustafa B: Uyuşturucu kullanmak seni kendinden, normal yaşantıdan uzaklaştırıyor, toplumdan değil. Yine bir toplum içerisindesin ama bu defa çevrende satıcı ve uyuşturucu kullananlar var.

Göç uyuşturucuyu daha da yaygınlaştırdı

Genel olarak yaşadığınız çevre ve arkadaşlarınız durumun bu şekilde olmasından kimi sorumlu olarak görüyor?

Seyfi: İlgilenilmedi bizimle. Devlet de bir noktadan sonra geri kaldı. Göç zaten uyuşturucuyu daha da yaygınlaştırdı. Dışlama oldu. Herkes sorumlu bundan. Sen gece saat 11’de yiyecek bulamazsın ama bir telefonla 10 tane adam sana uyuşturucu getirir. Bu durum o kadar serbest burada. Bir de rekabet var. Kavga olur hep buralarda satıcılar arasında, “sen benim müşterimi kaptın, hayır sen benimkini aldın” diye. Polis bile engelleyemiyor bu durumu. Zaten bazı polisler var ki uyuşturucuyu görse tanımaz. Zaten bazı ustalar vardır, iyi satıcıdır ama asla yanlarında bulundurmazlar malı. 10 yaşındaki bir çocuğu çalıştırırlar tıpkı beni çalıştırdıkları gibi. Polis de 10 yaşındaki çocuktan anlamayacağı için satış da rahat yürümüş olur.
Mustafa B: Genellemiyorum kesinlikle ama polisin de burada uyuşturucu aldığını gördüm. Bazıları da artık bıktığı için uğraşmıyor. Devlet herkesin başına birini dikemez ama çocukları sosyalleştirmek için her türlü imkânı sunabilir. Çocuğun hayatı sosyal, aktif olacağı şeylerle dolsun ki çocuk da maddeyi aramasın.

Ne kadar süredir kullanmıyorsun uyuşturucuyu?

Seyfi: 4 sene oldu. Ama ne yalan söyleyeyim; böyle kızlar falan ortam olunca keyif için içiyorum. Ama bakın yine arkadaşa geliyor konu. Yanındaki içmezse senin de canın çekmeyecek. Şuna da dikkat ediyorum; arkadaşımın arabasına bineceğim, şayet mal varsa arabadan çıkarmasını istiyorum. Yoksa polis yakalarsa “tamam sen kullanmıyorsun” demiyor, ikimizin de siciline işliyor kaydı. Ama Allah’a şükür bugüne kadar sicilim temiz kaldı. Bir de ne yaparlarsa yapsınlar benim gırtlağımdan bonzai,
hap, toz geçiremezler.
Mustafa B: Ben de ara ara kullanıyorum. O da bu çocuklarla ilişkilerimi sıcak tutmak için. Tersi olsa bu çocuklar benden gizli içecek, belki aşırı doz alacaklar. Kendi çocuklarımı da uyarırım. Ne olursa olsun benden bir şey saklamayın, ne istiyorsanız söyleyin, imkânlar dâhilinde her şeyi yapmaya hazırım, yeter ki benden saklamasınlar, uyuşturucu kullanmasınlar, hırsızlık yapmasınlar, yalan söylemesinler.

Kız arkadaşlarında madde kullanımı nasıl?

Seyfi: Erkeklerden daha fazla. Bir çocuk bir telefonla bir gecede on beş kızı evine toplayabilir, “al sen de bir duman çek” der. Ailelerine baksan mutaassıp görürsün ama bilinçsizler. Yılbaşı akşamı Facebook’ta kızın biri yazmıştı “Çağlayan’dayım, yok mu bana hap getiren biri” diye. Böyle bir durumdayız. Bir kontörüne yapmadıkları kalmayan kızlar var.
Mustafa B: Uyuşturucu işinde rant meselesi var. Bunun piyasası, bunun devleti var. Bu işi bitirse ABD bitirirdi, Hollanda bitirirdi. Bizim gizliliğe hayranlığımız var; bu iş de gizlendikçe merakımız daha da artıyor. Gizli olmasa, yasal yollarla satışı yapılsa veya satış olmasa da buna benzer bir yasal düzenleme getirilse inanın artık bu maddenin cazibesi kalmaz. Bizim mahalledeki gençlerin de havası kalmaz.

Seyfi: Gençlerde uyuşturucu satıcılığı da çok yaygın. Sen ayda bin TL kazanıyorsun ama satıcı bunu bir günde kazanıyor. Rahatsın, kız ortamın var, altında araban… Veya durumu iyi olan ailelerin çocukları da büyük kullanıcı. Çocuğun evi, arabası her şeyi var, ama çok berbat bir şekilde bağımlı. Geçen gördüm birini; elinde çeyizlik eşyalar götürüp satıyordu. Affedersiniz tükürdüm suratına, “oğlum bu kadar mı düştün, kendine gel!” diye.
Mustafa B.: Ailelerin bilinçlendirilmesi gerekiyor. Sivil toplum örgütleri bu
çocukları sokaktan alıkoymak için onların önüne fırsatlar sunacak. Aileler o
kuşaklar arasındaki farkı fark edip, çocuğuna samimiyetle yaklaşması lazım. Maneviyat güçlendirilecek, mesafeler daha modernize edilip ailede kenetlenme sağlanacak. Kısıtlanma yapılmayacak. Baskı olsa bu defa çocuk baskıdan kaçıp bir rahatlama yolu gibi görünen maddeye bulaşacak. Okulda da emin olun tanjant, kotanjanttan daha önemli olan çocuğun maddeden uzak durmasını sağlayacak anlatılardır. Kötü çocuk asla yoktur, kötü çevre, bilgisiz aile vardır. Seyfi’nin bana dediği bir söz vardı ve ben de çok tuttum bu sözü, hep dilimdedir. Dedi ki; abi âlemde ayık kalan adamdır. Bu sözü uyuşturucu kullanan çocuklara da söylerim ki onlar gerçekten kendini ispat etmenin adam olmaktan geçtiğini bilsinler diye. Seyfi kendini kurtardı, başka çocuklar da kurtarabilir. Ben elimden geldikçe çaba sarf ediyorum bu gençleri kurtarmak için. Bu uyuşturucu insanı zillet haline getirir, her şeyi de yaptırır. İnsanlardan uzaklaştırır, yalan söyletir,
hırsızlık yaptırır, karakter, maneviyat, hiçbir şey bırakmaz. Beşincisi de hapis değilse ölüm zaten.

Benim çocuğum yapmaz demeyin!

Seyfi askerliğini kendi deyişiyle kaça kaça beş yılda bitirmiş. Düzenli bir işi var, o da maddenin kendi hayatındaki zararlı etkisini bildiğinden dolayı elinden geldiğince uyarıcı olmaya çalışıyor başkalarına karşı. Yakında evliliği de söz konusu. Mustafa Bey de bu çocukları kendi çocuğu yerine koymuş, onları korumak için gücünün yettiği kadar onlara el uzatmaya çalışıyor. Başta da söylemiştik bir nesil uyuşturucu zehriyle eriyip gidiyor diye. Sadece kendisini değil tüm çevresini yakıyor bu zehir. Amacımız hiç başlamadan önlemektir. Benim çocuğum yapmaz demek belki de en büyük yanıltıcı cümledir. Bunu bir kez daha düşünelim ve çocuğumuzun, yeğenimizin, kuzenimizin veyahut arkadaşımızın ne yaptığından, nereye gittiğinden, arkadaş çevresinden emin olmaya çalışalım. Yalnız bu noktada baskıcı olmaktan imtina ederek, dengede tutacağımız o uyarıcı misyonunun çizgisine de dikkat edelim. Eğer başaramıyorsak muhakkak bir uzmandan yardım isteyelim. Yeter ki bir nesil böyle tehlikeli bir akıntıda yok olup gitmesin.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi 2014 Şubat sayısında yer almıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *