Yazar, sunucu, program yapımcısı, iş adamı, eş ve bir baba… Tüm bunların yanında gençlerin Ömer abisi… 12 Yıldız Genç Liderler Derneği kurucusu… Ömer Ekinci ile birlikte gençlerle olan çalışmalarını ve yeni çıkan kitabı “Senin Yolun” üzerine konuştuk.

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Koray Işık

12 Yıldız Genç Liderler Derneği kurucususunuz. Geçmişi- nize baktığımızda önemli kuruluşların gençlik yapılandır- malarında aktif olarak yer aldınız. Tüm bunlardan hare- ketle öncelikle 12 Yıldız Genç Liderler Derneği’ni sormak isterim. Ne amaçla kuruldu? Neler yapıyor?

Çok fazla konferansa gittim. Baktım ki konferanslar iki ta- raf açısından da bir tatmin aracı. Plaketler havada uçuşu- yor, ama verimlilik yok. Bana gelip deseniz ki kaç kişinin hayatına dokundunuz? Bilmiyorum. Birilerinin o çocuklarla daha fazla ilgilenmesi lazım ki, o çocuk daha fazla tutunabilsin hayata. Sonuçta kimsenin hayatı değişmiyor bir defalık konferanslarla. Baktım ki kitlelere ulaşıyorum, ama hayatlarını değiştiremiyorum. Bir yandan da benim dokunabildiğim insanlara onlar daha fazla dokunsun isti- yorum. Bir de kendimi kopyalamanın bir yolunu arıyorum açıkçası. Ömrümüz kısıtlı, benden sonra bu misyonun da devam etmesi lazım. Bir de kardeşlik kavramını irdeledim biraz. Kardeşliğin, abiliğin hukukunu, güzelliğini genişlete- mez miyim diye düşündüm. Doğal kardeşlik var, ben onun yapayını üretemez miyim dedim. Nasıl olur; menfaatsiz, beklentisiz, herkesin karşı tarafı düşündüğü bir diyalogla. Bunlardan hareketle yılda 12 genci bu şekilde yetiştirme fikri geldi.

Gençleri nasıl seçiyorsunuz?

Başvuru açtım. İlk yıl 800’e yakın başvuru geldi. Son yılda 6700 başvuru geldi. Burada menfaat yok, kurs yok, para pul yok. Ortaya çıkan rakamlar beni ürküttü bir anlamıyla. Demek ki bu kadar el uzatılması gereken gencimiz var. Yılda 12 genç seçiyorum aralarından ve 1 yıl boyunca tüm işleri bir- likte yapıyoruz. Bizim dernekte ya da seçtiğimiz insanlarda her görüşten insan var, hiç ayrım yapmadık. 12 yıldız çalış- masını baş usta, usta, çırak ve kalfa ilişkisine dönüştürdük. Gençler birbirlerine abilik ve kardeşlik yapıyorlar, birbirlerinin derdinden sorumlu oluyorlar. Ve benim sosyal işlerde edindiğim sos- yal çevreyi onlar daha çabuk kullanı- yorlar. O yüzden de önlerinde hiçbir bariyer yok. Beraber “olmazları” gerçekleştirdik. Her genç bir yıldızdır, ışıl ışıldır, fakat birçoğu bunun farkında değildir. Bunu fark ettirmek gerekir. Kümesteki kartal gibi, kümeste doğ- dularsa hiç kanatlarını açmadan, hiç uçamadan yaşayıp gidiyor gençler. Andre Gide der ki: “Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.” Ben genç- lerin kendi potansiyellerinin farkına varması, hayallerinin tadına bakması için uğraşıyorum.

“15 TEMMUZ BU TOPLUMUN ÇOCUKLARININ BÜYÜDÜĞÜNÜN GÖSTERGESİ OLDU”

Gençlerle iç içe olduğunuz için soruyorum; yakın zamanda milli irademiz bir darbeyi püskürttü. Darbe sonrası yoğun bir gündemle süreç halen devam ediyor. Son zamanlarda genç- lerin modernlik ve batılılaşmaya kaydığından dem vuruyoruz. Bu darbe girişiminde gençler bu algıyı kırdı, değil mi?

Türkiye 15 yılda çok hızlı zenginleşti ve gelişti. Oğlum doğduğunda annesinden süt çekerek beslendi. Süt kendiliğin- den gelir zannederdim ben; hâlbuki hiç pes etmedi, bu nedir ya demedi, isyan etmedi. Şimdi böyle doğan bir bebek bir saatlik uçak rötarına isyan eder hale geliyor. Ülke imkânları o kadar hızlı arttı ki, bu hızlı gelişmeyi hazmedemedik. Bu hazımsızlık da mutluluk sıralamasında bizi Somali’nin altına düşürdü. Yokluğun imtihanını verdik ama varlığın imtihanını henüz vermiş değiliz ülke olarak. Son kurban bayramında Sri Lanka’daydım. 2 saatlik yolu 8 saatte gittik. Çünkü yol yok. Bizim E5’in karşılığı orda toprak yol. Hani bazıları diyor ya yolla medeniyet mi olur diye. Yolsuzluğu hatırlamıyor ki! Yol medeniyetmiş meğer, ben bunu Sri Lanka’da gördüm. Bayram namazında göğsümüzde Türk bayrağıyla en arka sıradaydık, bayrağımızı görenler bizi en ön sıraya aldılar. Hoca mikrofonu bana uzattı sırf Türkiye’den geldiğim için. Biz 15 Temmuz gecesi sabaha kadar dua ettik diyorlardı. Dolayısıyla biz dünya için önemli bir ülkeyiz. 28 Şubat anlatıldığında çocuklara bir masal gibi geliyordu. Abartılı bir film gibi geliyordu. 15 Temmuz’la bunun abartı olmadığının bir kez daha farkına vardılar. Hiçbir anne çocuğu- nun büyüdüğünü kabul etmez. Toplum da öyle. 15 Temmuz bu toplumun çocuklarının büyüdüğünün göstergesi oldu.

Hızlı gelişim, haber alıp verme kolaylığı, sosyal medya da bunda etkilidir muhakkak…

Yüz yıl öncesinin gazetesinde “şim- diki gençler eskisi gibi değil” başlıklı bir yazı görebilirsiniz. 2000 yıl önceki tablette bile aynı şeyler yazılı olabilir belki. Bence bunu kabul edip, gençler farklı, şimdiki gençler daha da farklı dememiz lazım. Gördüklerinden daha fazla şey biliyorlar. Hepsi birer sivil lider, birer kanaat önderi… Sokaktan birilerini çevirin, nerdeyse her biri büyük sosyal medya kuruluşlarının tirajı kadar bir sosyal medya ağına sahip. Bazı kişiler üç yüz, beş yüz, bazıları yüzbinlere ulaşıyor. Bunlar bir araya geldiğinde yeni nesil bir vatandaş tipi çıkıyor ortaya. Yaşadığımız şey, yeni nesil devletin, yeni nesil vatandaşın ortaya çıkış süreci. Bir deprem oldu ve fay hatları yeniden yerli yerine oturdu diye düşünüyorum.

Eğitim, faaliyetler, girişimcilik, geleneksellik ve modernite hep birlikte düşünüldüğünde gençlerimizin durumu nasıl?

Türkiye zor bir coğrafyada ama niye İsveç-Norveç-Finlandiya gibi bir konumumuz yok diyenler var. Bazı şeyleri eleştirirken gerçekçi olmak lazım. Suriye’de 600 bin kişi öldü son 5 yılda. İçinde bulunduğumuz coğrafya bizim kaderimiz. Tüm bu zorlu coğrafyaya rağmen Türkiye halen güven- li bir limansa, bu çok şükürlük bir durum. Umutsuz olmak isteyen için bunlar var, bölgesel ve global kriz var, bunlar hep mazeretler. Ama umutlu olacak da çok şey var gönlümüzde. Bu jenerasyonun bir görmediği uzaylı istilası kaldı. Dolayısıyla çok daha tecrübeli. Şu an devletimizin yanında durduğumuzu göstermemiz gereken kritik bir dönemdeyiz. Karşımızdakiler algı yönetimini mükemmel derecede yapı- yorlar. Bunu her gün birbirimize hatırlatmamız lazım. Bu bir mücadele; sonucunu göreceğiz, buradan bin yıl daha git- meyiz diyenleri göndermek için belki 10 yılımız feda oluyor ama çocuklarımıza güzel bir ülke kalacak. Ben oğlum Ömer Asaf’ın büyüdüğü Türkiye’nin güzel bir Türkiye olacağına inanıyorum.

“HAYALLER ALLAH’IN İNSANI GÖREVLENDİRME BİÇİMİDİR”

Bu düşüncelerden bir de kitap çıktı ortaya; Senin Yolun. Böyle bir kitap yazma fikri var mıydı daha önce?

Ben hayallerini gerçekleştirme şansı bulmuş, hayallerini ya- şayan biriyim. Hiçbir televizyon ve diksiyon eğitimim yoktu ama TRT’de canlı yayın yapmaya başladım. O girişkenlik ol- masaydı şu an belki dünyayla bağı pek olmayan Erzincan’da bir mali müşavirdim. Kitaptaki hayallerini gerçekleştirme fikri, “ben bunu yaşadım, sen de yaşa, hayal ettiğin şeylerin gerçekleşebileceğini gör” fikridir. Çünkü ben hayalin Allah’ın insanı görevlendirme biçimi olduğuna inanıyorum. Hayal kurarak ona ulaşırız, o hayalle bize görev veriyor. Ha- yal deyip geçmemek gerekir. Sokakta yürürken gözünün feri gitmiş, hayattan kopmuş gençler görüyorum ve çok üzülüyorum.

Onlar için risk almadan yaşıyorlar diyebilir miyiz?

Evet. Çarkın içindeki hamster gibiler, daha hızlı koşarsam belki çıkarım diye düşünüyorlar. Çıkması için çarkı kırması ve ezberleri bozması gerektiğini öğrenmesi gerekiyor. Bu- nun önündeki ilk engel aile. Aileyi kırmadan, kendi hayallerini nasıl kabul ettirebilirsin? Bunun çözümlerine değiniyoruz kitapta. Bir bölümü özgüven; kendini nasıl tamamlayabilirsin? Kişisel gelişim kitapları kendini tanı der ve geçer. Ama nasıl tanıyacağım? Kitapta bunu anlatıyorum bu bölümde. Bir hayali hevesten, özentiden nasıl ayırt edeceksin? Hep- sinin ayrımını açık açık yazdım.

Kitabınızda kişisel marka oluşturmaktan bahsediyorsunuz. Ama şu anda kişiliği oluşturmadan markayı oluşturma gibi bir durum da var. Bu, büyük bir sorun değil mi?

Evet. Hatta aynılaşma var. Benim gibi yazıp çizenleri siyasete çekmek isterler. Bu teklifler bana geldiğinde, “Ben Boğaziçi, ODTÜ, Bilkent’te konferansa çıkıyorum, bana vereceğiniz kartvizitle benim oralara girmem mümkün bile olmaz” dedim. İstanbul Üniversitesi’ne beni TRT unvanımla çağırmışlardı. En arkada bir genç ayaklarını sahneye doğru uzatıp yatmış. Bütün vücudumla seni reddediyorum tavrı vardı. Hiç bir şey söylemedim. Çünkü gençler itiraz üzerin- den bir antitez geliştiriyorlar. Konferans bittiğinde ilk o geldi yanıma. Ben sizi propaganda yapacaksınız diye bekledim, özür diliyorum mahcup ettiniz beni dedi. Bu çocuk solcu, bu çocuk sağcı, sen git dememeliyiz. Gençler, Necip Fazıl’dan Cemil Meriç’e, Hegel’den Marks’a kadar sağı da okusun, solu da okusun, görsün. Bundan bir sentez çıkartsın ken- dine. Şu anda ideolojisi olmayan, ezberlerle yola çıkan bir gençlik kesimi de var. Üzerine giderseniz ezberlerine daha çok sarılırlar. Elindekinin kıymetli olduğunu sanırlar çünkü. Ast üst fark etmez, etrafına ışıltı saçarak işini severek yapan kaç kişi var etrafımızda? Yapılacak olan aynılaşmadan çıkmak, farklı bir şeyler ortaya çıkarmak, girişken olmak… Girişken olmak ve yeni bir şeyler üretmek için imkânlarımız emin olun çok…

“KENDİ KİTABIMIN KORSANIYIM”

Kitabınız dolayısıyla fuar koşturmaları da oldu…

Çok ilginç olabilir ama kendi kitabının korsanını çıkaran ilk yazar olacağım. Çünkü “kitabını alacağım ama param yok” diyen birine PDF’ini gönderiyorum. Hiçbir yazar böyle yapmaz. Ben bu kitabın esiri değilim ki. Bu bir ürün ve benden çıktı artık. 5 yıl önceki konferansta tanıştığım ve bir yerde karşılaşınca, o gün karar verdim ve hayatım değişti diyen çok insan var. Benim gerçek ürünüm onlar. Bu kitap değil, bu kitaptan çıkan fikir ve hayallerle hayatının seyrini değiş- tiren insanlardır benim ürünüm. Köy öğretmenlerine kitabım için web sitesi açtım. Öğrencilerinin sayısını bildiriyorlar, ben de Robin Hood misali zengin arkadaşlarım vasıtasıyla onlara kitap göndertiyorum. Fuarlarda imza gününü her- kes yapar. Ama özellikle Doğu’daki bir ilkokula, hapishane- ye, kimsesiz çocuk yurtlarına herkes gitmez. Ben buralara gitmek istiyorum. İmza atarken herkese ayrı şeyler yazıyorum, yüzüne bakıyorum ve ihtiyacı neyse onu yazmaya çalışıyorum.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Aralık 2016 sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *