Her geçen gün daha iyisi, daha güzeli çıkan teknolojik aletler, moda kıyafetler, indirimli ürünler, kampanyalar, taksitler, krediler… Durmadan tüketiyoruz daha fazla haz almak, daha konforlu yaşamak için. Peki, buna dur demek mümkün değil mi? Çocuk, genç, erişkin psikiyatristi Prof. Dr. Bengi Semerci ile tüketimi sınırlandırma, bilinçli kullanıcı ve çocuklarda tüketim kültürü üzerine konuştuk.

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Güven Polat

Tüketim bir davranışsal bağımlılık mıdır?
Tüketilecek şeyler ve ulaşılabilirlik arttıkça tüketim de artıyor. Sistemler, dünya, paranın dolaşımı ve kazançlar değiştikçe ve alınabilir şeyler çeşitlendikçe daha hızlı bir tüketim meydana geliyor. Daha yenisi, daha fonksiyoneli gibi sürekli tüketimi körükleyen bir sistem var. Bu da insan davranışını etkiliyor. Bazı insanlar için ne aldığı değil, sürekli bir şey almak önemlidir. Bu da davranışsal bir bağımlılık türüdür. Aldığı şeye ihtiyacı olup olmaması, onu kullanıp kullanmaması önemli değil, hızlı tüketen ve sadece almak için alan bir sürü insan var.

Tüketimi sona erdiremeyeceğimize göre kendimizi sınırlandırmak mümkün mü? Bunun bir yöntemi var mıdır?
Dünya para sistemi, ekonomi çarkları tüketime yönelik olarak kuruluyor. Reklamlarıyla, diğer insanların etkisiyle, ortamıyla ihtiyacın dışında bir tüketim alışkanlığı oluşmaya başlıyor. Bunu sınırlandırabilmek de sadece kendi elimizde olan bir şey. “Neye ihtiyacımız var”ı, “ne kadarını tüketebiliriz”i tekrar öğrenmek gerekiyor. Bunun yoklukla ilgili olmadığını anlamak gerekiyor. Alışverişin ihtiyacımız ile ilgili olduğunu gösteren
o sistemi geri getirmek lazım.

“TÜKETEN DEĞİL, ÜRETİP KULLANAN OLMALIYIZ”

Bilinçli tüketici olmakla, bilinçli kullanıcı olmak arasındaki fark nedir?
“Ben bir şeyin ucuzunu alacak kadar zengin değilim” diye bir sözümüz var. Moda olan, merkezde olan kavramdan çok, ‘benim neye ihtiyacım var ve ihtiyacım olan şeyin bana en yararlı olanını nasıl seçerim ve onu en verimli şekilde nasıl kullanırım, ömrünü nasıl uzatırım”ı bilen tüketici olmaya ihtiyaç var. Bu da bilinçli kullanıcı demek. Tüketen değil, üretip kullanan bir model olmalıyız. Bu bizim çocuklarımıza, geleceğe, dünyaya karşı en büyük sorumluluğumuz. Ama bu sistem bizi sürekli tüketime zorluyor.

Reklamların yegâne amacı tüketimin var olması, sürmesidir. Reklamlara çok kanıyor muyuz?
Çok fazla değil. Şöyle ki; reklamlar öncelikle merak uyandırır. Hiç duymadığımız, görmediğimiz bir şeyi çok cazip hale getirebilir. En azından bir kereliğine de olsa denemek isteyebiliriz. İkincisi; eğer bir ihtiyacımız varsa onlar arasında seçim yapmamıza etki edebilir. Alacağım tüketim maddesinin reklamını iyi yapan bir satıcıyı tercih edebilirim bu sebeple mesela. Bir de aklımızda olmayıp olabilir dediğimiz, ertelediğimiz, o kadar
da ihtiyacımız yok dediğimiz şeyleri bizim için cazip kılabilir, ihtiyacımız varmış duygusu oluşturabilir. Tabii ki bu yine de insanın kişiliğine, yapısına, hayattan beklentisine bağlı olarak değişir. Reklama kanmak, her gösterdiğini almak da davranışsal ve bilişsel bozukluğa giriyor.

“ÇOCUK TÜKETİM KÜLTÜRÜNÜ ÖĞRENMELİ”

Çocukların televizyon izleme, bilgisayar ve tablette oynama süreleri olması gerekir muhakkak ama yine de sürekli reklamlara maruzlar. Reklamların etkisinde kalmamaları için alınabilecek önlemler var mıdır?
Biz bir taraftan çocukları korumaya çalışırken, bir taraftan da bir sistem yürüyor. O sistem malını satmaya çalışıyor ve malını satmaya çalışan mecralarda araştırmalar yapıyor. Onlar bir çocuğun, bir gencin örneğin hangi oyunu daha çok tercih ettiğini ve o oyunların arasına ne tür reklamlar koyabileceklerini belirliyor. Reklamın sadece reklam kuşağı altında çıkması gerekmiyor. Dolaylı, subliminal her türlü reklam yapılıyor. Çocukların bunlarla karşılaşmasını engellemek çok da mümkün değil. Yasalar, çocuğun bilişsel, duygusal, fiziki gelişimine etkisi olan her türlü reklamın denetimden geçirilmesine ve zararlı etkileri olanın yasaklanmasına yönelik. Burada çocuğa tüketim kültürünü öğretmektir asıl önemli olan. Eğer evimizde neyi, ne oranda alacağımıza dair kuralları oluşturmuşsak, ihtiyaç dahilinde bir şey alıyorsak ve çocuk da bunu benimsemişse, biz de ebeveyn olarak bu kurala riayet ediyorsak, bilinçli kullanıcı olarak bir tüketim modelini kendi ailemiz içerisinde kurmuş oluruz.

Sosyal aktivite olarak çocuklarımızla birlikte AVM’lere gidiyoruz. Burada çocuğun, rol model olarak anne, babasını sürekli bir şeyler alırken görmesi haliyle çocuğu da etkiliyor. Anne, babaların tüketim alışkanlıkları da yine bu şekilde çocukları bu kültürün içine sürükler mi?
Dediğiniz gibi model olmak çok önemli. Çocuklar, sözel olarak öğrenmeden çok model alarak öğrenmeyi daha çok benimserler. Karşısında bilinçli bir anne baba varsa, onları model alarak tüketimi öğrenecektir. Ama onun dışında çocuğun normal doğası gereği anne babanın sınırlarını zorlamak, bir şey gördüğü zaman istemek ve o isteği ile anne babayı ne kadar kontrol edebildiğini görmek bütün çocukların gelişiminde doğal bir şey.

Peki, bir mağazada ısrarla istediğini aldırmak isteyen çocuğa karşı tutum nasıl olmalıdır?
Ben çocuk olsam, girdiğim oyuncak dükkanındaki her şey benim olsun isterim. Dünyamda ihtiyaç algısı henüz gelişmemiş çünkü ve ben eğlenmek, oynamak istiyorum. Bir kere anne, babalar bu durumda lütfen, “paramız yok, başka yerden alırız, pahalı bu, sana daha iyisini alırız” gibi tutum ve sözlerden vazgeçsinler. Bu çocuğun dünyasında “hmm demek paramız olsa bana bunu alacaklar, o zaman neden bizim paramız yok” gibi baş edemeyecekleri düşüncelere dalabilirler. Bunun yerine çocuğa “Şu an buna senin ihtiyacın yok, şu şu nedenlerden dolayı da alınması uygun değil” davranış şekli daha doğru bir şekilde çocuğun dünyasında şekillenecektir.
Ebeveynler ne kadar zorlanırsanız zorlanın, bu davranışı bir alışkanlık haline getirmeniz ve çocuğu ihtiyaçlar dahilinde tüketmeyi öğretmeniz gerekiyor.

“SORUNLARLA BAŞ EDEMEME ALIŞVERİŞE YÖNLENDİRİYOR”

Tüketimi bir bağımlılık boyutunda yaşayan ve tedavi olmak isteyen vakalarla karşılaştınız mı?
Evet, ama çocuklar değil de daha çok genç ve yetişkinlerde bu durum kendini gösteriyor. Çocuklar açısından, “çocuğum gördüğü her şeyi istiyor, baş edemiyoruz” sorunlarıyla bizlere başvuran aileler var. Çok nadiren çocukla ilgili patoloji olabiliyor ama bu da kaygı bozukluğu ve tedavi edilmesi gereken bir hiperaktiviteden kaynaklı olabiliyor. Erişkinlerde ise tüketimi körükleyen davranış bozukluğunu düzeltmeye yönelik terapi uyguluyoruz. Can sıkıntısı, stres, baş edemediği problemler, kaygı vb. durumlar da alışverişe yönlendiren unsurlar olabiliyor. İlaçlı tedavi de söz konusu olabiliyor bu durumda.

“NE ALACAĞINI BİLEREK ALIŞVERİŞE ÇIKILMALI”

Sizin nasıl bir alışveriş hayatınız var?
Bilinçli bir tüketici olduğumu düşünüyorum. Ne alacağımı bilerek alışverişe çıkarım. Boş kafayla veya kararsızlıkla alışverişe çıkmak kadınlar için tehlikeli. Seçenekler arasında bocalayıp, kendinize, bütçenize uygun olmayan bir şeyi alıp kenara atabilirsiniz. Benim kafamda her şeyin net olması gerekiyor, artı zamanımı da verimli kullanmalıyım. Tek bir zaafım var, o da kitaplar. Çılgın gibi kitap alırım. Bir online alışveriş durumu var.
İnternet üzerinde alışveriş, hele bir de indirim ve kampanyaları varsa çok cazip ve kolay gelebilir. Burada da dozu kaçırmamak lazım. Aldığınız her şeyin ekstrenize yansıdığını unutmayın. Bütçenizi zorlayan bir alışverişin tadı ne kadar iyi olabilir ki? Her zaman ihtiyaca yönelik alışveriş en doğru olandır.

Bu yazı Yeşilay Dergisi Temmuz 2016 sayısında yer almıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *