Tüketim kültürüne, yüzyıllar içerisinde birer geçiş evremiz olan eşik ritüelleri açısından hiç baktınız mı? Peki, eşik ritüelleriyle kültürümüze ne aldık, ne kadarı uydu, neleri benimsedik, neler verdik? İstanbul Şehir Üniversitesi Rektörü, iletişim profesörü Peyami Çelikcan ile eşik ritüellerimiz, bir tüketim kültürü örneği olarak yılbaşı kutlamaları ve alkol kullanımı hakkında konuştuk.

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Güven Polat

Tarih boyunca bulunduğumuz topraklardan küçüklü büyüklü nice medeniyetler geçti. Aslında bizler de göçebe bir yaşayıştan yerleşik yaşama geçtik ve tüm bunlar neticesinde hem dışarıdan hem içeriden türlü türlü kültür izlerini alır, taşır ve verir konuma geldik. Bu bizim en büyük zenginliğimiz, ama riskli taraflar elbette olmuştur. Bir Türk-Islam toplumu açısından, batı etkileşimi de dahil olmak üzere ne gibi riskleri de beraberimizde içimize aldık?

Anadolu toprakları tarihin en eski medeniyet merkezlerinden birisi. Bu nedenle değişik kültürlerin iç içe geçtiği ve tarihsel dönemler içinde değişik kültürel katmanların oluştuğu zengin bir coğrafya. Bu coğrafyanın neredeyse son bin yıllık dönemi Türk ve Müslüman hâkimiyetinde geçmiş olsa da, üzerinde değişik din ve etnisiteye mensup halklar da yaşamıştır. Dolayısıyla Anadolu coğrafyası Türklerin gelmiş oldukları Türkistan ya da bugünkü ta- biriyle Orta Asya coğrafyasından çok farklı olmuştur. Daha benzeşik (homojen) bir toplumsal yapıdan daha ayrışık (heterojen) bir toplumsal yapıya geçilmiştir Anadolu topraklarında.

Konumlar ve farklı kültürlerle bir arada yaşamak da kalıcı etkiler bırakmıştır muhakkak…

Türk ve Müslüman topluluklar bir yandan Anadolu topraklarında daha önce var olan toplumların kültürüyle, diğer yandan da birlikte yaşamaya başladığı gayrimüslim ve gayri Türk toplumlarla etkileşim içinde olmuştur. Bu kültürel ve sosyal etkileşimin yüz- yıllara yayıldığı düşünülürse kalıcı etkileri olduğunu söyleyebiliriz. Aslında bu, sosyolojik ve tabii bir gelişmedir. Anadolu coğrafyasının bu özelliği, Müslüman Türk topluluklarının dini ve sosyal hayatlarını, mesela Orta Doğu coğrafyasındaki Müslüman Arap topluluklarınınkinden daha farklı kılabilmiştir. Dolayısıyla kimi yönüyle İslam öncesi Şaman inancından izler taşıyan, kimi yönüyle de Anadolu’daki diğer inanç sistemlerinden etkilenen bir kültür ve inanç dünyası şekillenmiştir. Bu dünyanın içinde somutlaşan kimi ritüeller, uygulamalar ve giderek oluşan gelenekler zaman zaman İslami değerlerle çatışır bir hal bile alabilmiştir. Sözgelimi Anadolu’nun pek çok bölgesinde halen devam eden türbe ziyaretleri, mum yakmak gibi ritüellerin kökeninde önceki inanç sistemleri kadar Anadolu’da var olan inanç sistemlerinin de etkisi olmuştur.

GELENEKSEL HAYATIN RİTÜELİ DİNİ GELENEKLERLE, MODERN HAYATIN RİTÜELİ TÜKETİM KÜLTÜRÜYLE BELİRLENİYOR

Çağ üzerine çağ atlatmamız, Osmanlı döneminde Jön Türkler akımı ve Lale Devri’nden sonra bir takım geçiş süreçlerimiz de oldu. Bu, belki de kültürümüzde olmayan Batılı bazı durum, olay ve kavramları kültürümüze taşımada “bizi dünya/mede- niyet standartlarının” üzerine taşıyacağı algısı da vardı. “Geçiş ya da eşik ritüeli” de denen bu durumu nasıl açıklarsınız?

Eşik ritüelleri bir kültürü anlamamızı sağlayan uygulamaları yansıtır. Bir başka ifadeyle kültürün en önemli göstergelerini oluşturur. Sosyal hayatımızda önemli her eşik için yüzyıllar içinde belirlenmiş ritüeller uygulanır. Geçilen eşik ne kadar büyük ve önemli ise ritüel de o kadar geniş kapsamlı ve katılımı olur. Mesela doğum çok önemli bir eşiktir. Bu nedenle, bireysel düzeyde değil, toplumsal düzeyde bir karşılık bulur. Doğumun aşamaları için ayrı ayrı ritüeller uygulanır. Yeni bir canlıyı dün- yaya getirmek sadece biyolojik değil sosyolojik bir boyut da taşır. Elbette aynı zamanda dini bir boyut da taşır. Aynı durum evlilik için de geçerlidir. İki kişinin hayatını birleştirmesi modern toplumlarda olduğu gibi sadece evlenen iki kişiyi değil, içinde yaşanılan toplumu da ilgilendirir. Ve toplumsal mutabakatı yansıtan eşik ritüelleriyle kutsanır evlilik. Geleneksel hayatın eşik ritüelleri dini ve sosyal geleneklerle belirlenirken, modern ha- yatın eşik ritüelleri tüketim kültürünün gerekleriyle belirlenir. Geleneksel eşik ritüelleri bile geleneğinden koparılır. Doğum, düğün, ölüm gibi eşik ritüelleri varlığını sürdürmekle birlikte mahiyetleri farklılaşır. Toplumsal dayanışma ile gerçekleştirilen ritüeller toplumsal mutabakatın da aracı olurlar. Mesela evlilik ritüelleri geleneksel olarak topluluğun bütün kesimlerinin da- yanışması ile gerçekleştirilir. Modernleşme sonrası toplumlar- da ise ya bir toplumsal gösteriye ya da bireysel bir kutlamaya dönüşür. Bu süreçte gelenek değil, tüketim kültürünün değerleri referans alınır.

Her bir ritüel toplumun her kesimini aynı oranda etkiliyor mu ve süreklilik kazanıyor mu peki?

Doğanın döngüsü içindeki kimi eşikler de büyük ritüellerle geçilir yüzyıllardır. Nevruz kutlamaları doğal eşik ritüellerine bir örnektir. Kıştan çıkmanın baharı karşılamanın adıdır Nevruz. Doğanın yeniden uyandığı baharla birlikte, bolluk ve bereketli bir yıl geçirmek dileğiyle, duasıyla çeşit çeşit ritüeller gerçekleştirilir Anadolu’nun her yanında. Nevruz tarım toplumu için çok önemli bir eşik iken, sanayi toplumuna ya da modern top- luma geçişle birlikte önemini yitirmiştir. Ama tarımla uğraşan toplumsal kesimlerde halen varlığını sürdürür. Kapitalist tüketim kültürü açısından anlamlı bulunmadığı için henüz tüketim değerleri bu ritüelleri etkilememiştir. Dolayısıyla toplumsal değişimle birlikte kimi ritüeller değişime uygun yeni formatlar kazanırken, kimi eşikler de önemini kaybetmekte ve giderek modern şehir hayatında varlığını devam ettiremez hale gelmektedir. Giderek modern kapitalist tüketim kültürü kendi eşiklerini ve bu yeni eşiklere ilişkin kendi ritüellerini oluşturmaktadır. Anneler Günü, Babalar Günü, Dedeler Günü, Sevgililer Günü gibi.

“EŞİK RİTÜELLERİ YERİNİ ARTIK TÜKETİM ÇILGINLIĞINA BIRAKMIŞ DURUMDA”

Eşik ritüeli günümüzde kendini hangi kodlarda gösteriyor ken- dini? Örneğin tüketim kültürü dediniz…

Geleneksel eşik ritüelleri modern hayat içinde varlığını ancak değişerek, dönüşerek sürdürebilmekte ve genellikle dayandığı sosyal gerçeklikle bağı koparılmaktadır. Toplumsal dayanış- manın inşa edildiği ve toplumsal mutabakatın sağlandığı eşik ritüelleri yerini bir tüketim çılgınlığına bırakmaktadır. Mesela doğum ve düğün ritüellerindeki değişim bunun en güzel örneğidir. Tam da gösteri toplumunun özelliklerine ve beklentilerine uygun özellikler giydirilmiştir bu ritüellere. Daha açık bir ifadeyle dayanışarak toplumsal mutabakat sağlamak ve top- lumsal bekayı teminat altına almak çabası, yerini “tüketerek kutlamak” uygulamasına bırakır. Bu uygulamalar ise kendine uygun ritüellerin oluşmasını sağlar. Örnek vermek gerekirse, her eşik ritüeli özel kıyafetlerle, dekorlarla, süslemelerle ve özel mekânlarda gerçekleştirilen kutlamalarla gerçekleştirilir. Ve bütün bu kutlamalar alkol ile taçlandırılır. Modern toplum- larda bütün eşik ritüellerinin alkolle özdeşleştirilmesi tüketim kültürünün bir dayatmasıdır. Yaygınlaştırılmış bir kutlama formatıdır.

Geçmişi de yanına alarak çağdaşlaşma kavramıyla modernleşme birbirine karışmış durumda. Sanırım tüketim çılgınlığı, daha fazla tüketmek için daha fazla çalışma koşuşturması bi- zim toplumsal dinamiklerimizi de yıkacak gibi duruyor. Yılbaşı sanırım tüketim çılgınlığına en büyük örnek… Nasıl değerlendirirsiniz?

Yılbaşına modern toplumlardaki en önemli eşik olma özelliği kazandırılmıştır. Hz. İsa’nın doğumu ve miladi takvimin değişi- minin iç içe geçtiği dini bir ritüel, 19. yüzyıldan itibaren büyük bir sosyal eşik ritüeline dönüştürülür. Daha açık bir ifadeyle, ticarileşen bir ritüel haline getirilir. Giderek dini bağlamından da koparılır. Bütün dünya için geçerli olan bir “Noel Ekonomisi” oluş- muştur günümüzde. Noel kutlamalarının bugün gelmiş olduğu nokta, tüketim kültürünün dini bir eşik ritüelini dönüştürebilme potansiyeline etkileyici bir örnektir. Hıristiyan çevreler de Noel kutlamalarının bu formatından büyük rahatsızlık ve endişe duyabilmektedir. Bu endişelere rağmen, noel ya da yeni yıl kutlamaları küresel bir eşik kutlamasına dönüşmüştür. Böylelikle küresel düzeyde bir tüketim patlaması yaşanmaktadır dünya üzerinde. Tüketim kültürünün formülü çok basittir: Tüketerek mutlu ol, tüketerek kutla… Modern ritüeller tüketimle kuşatılır ve böylece formatlanır. Bu formata uygun davrandıkça mutlu olursun ve neyi kutluyorsan çılgınca kutlarsın.

“YILBAŞI KUTLAMALARI MÜTEDEYYİN HRİSTİYAN TOPLULUKLARINI DA ENDİŞELENDİRİYOR”

Yılbaşı kültürünün tüketim dayatmasıyla kutlanması nasıl bir algı ile oluşturulmuştur? Bu aynı zamanda dini ritüellerimize de ters düşen durumları ortaya çıkarıyor… Örneğin alkol kullanımı…

Noel ya da bizdeki karşılığıyla yılbaşı kutlamalarının gelmiş olduğu nokta sanılmasın ki sadece Müslüman toplumlarda endi- şe oluşturuyor. Mütedeyyin Hristiyan topluluklar açısından da tüketim çılgınlığı ve kontrolsüz bir eğlence yaklaşımı ile yapılan kutlamalar eleştirilmekte ve kutlamaların dini bağlamından koparılmış olması rahatsızlığa neden olmakta. Tüketim kültürü sadece yeni eşik ritüellerini değil geleneksel eşik ritüellerini de formatlamakta. Dolayısıyla dayatılan bu formata uygun davranarak kutlamanın parçası olunabilmektedir.

Peki, bu formatı nasıl öğreniyoruz ve bu kadar çabuk benimseyebiliyoruz?

Tabii ki medyadan. Hepimizin kolayca hatırlayacağı gibi, bütün televizyon kanalları bu formatı yansıtan setler içinde program- larını yaparlar. Nasıl giyineceğimiz, ne yiyeceğimiz, ne içeceğimiz, nasıl eğleneceğimiz televizyon programları ve reklamları aracılığıyla gösterilir. Bu formata uymak modern olmanın, dün- yaya ayak uydurmanın ve mutlu olmanın gereği olarak sunulur. Dolayısıyla karar size kalmıştır, ama dayatma o kadar güçlüdür ki formata boyun eğersiniz. Bu noktada, tüketim kültürünün gerekleri ile dini gereklilikler çatışabiliyor. Araştırmalar gösteri- yor ki, alkolle ilk tanışma yeni yıl kutlamalarında başlıyor. Alkol diğer eşik kutlamalarına da eşlik ettiği için bu ilk adım devam edip gidebiliyor. Dolayısıyla formata uyalım derken aslında far- kında olmadan formatlanmaya başlıyoruz.

“İNSANIN TÜKETEREK MUTLU OLMAYA ÇALIŞMASI UMUTSUZ BİR KISIR DÖNGÜDÜR.”

O halde sadece alkole bağlı kalmıyoruz, medyanın da etkisiyle tüketim kültürünün dayattığı tüm nesneleri kabul ediyor, on- lara bağımlı kalıyoruz. Doğru mudur?

Bu noktada, sorunun sadece alkol kullanmakla sınırlı olmadığını, giderek tüketim kültürünün mahkûmu haline gelmenin daha da önemli bir sorun olduğunun altını çizmek isterim. Bu mahkûmiyet gerçek anlamda bir mahkûmiyettir. Çünkü tüke- tim kültürü kendi değerlerini benimsetirken en büyük değer olarak da tüketerek mutlu olmayı gösterir. İnsanın tüketerek mutlu olmaya çalışması ise umutsuz bir kısır döngüdür. Bu kısırdöngü içindeki günümüzün yalnızlaşan insanı içine sürüklendiği tatminsizlik ve umutsuzluk girdabı ile baş etme aracı olarak madde kullanmaya ve bağımlısı olmaya yönelebilmektedir. Dolayısıyla mesele, bir yılbaşı gecesinin formatına uyup uymamak meselesi olmanın ötesinde formatlanıp formatlan- mama meselesidir. Mesele formatlanmama iradesini sadece yılbaşında değil, yıl boyunca sürdürebilme meselesidir.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Aralık 2016 sayısında yayınlanmıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *