Bir dert edinmişlik vardır ya onu dert için mücadele edenlerden dinlemeye doyamazsınız. Sadık Albayrak da öyle bir isim. Trabzon İmam-Hatip okulundan mezun olduktan sonra İstanbul Yüksek İslam Enstitüsünde okumaya başlıyor. Bildikleri, davası büyük sorumluluk yüklemiş omuzlarına. Dert edinıyor; o bitmek bilmeyen ihtilallerden, darbelerden, öğrenci olaylarından gençliği nasıl korurum diye. Yeşilay Gençlik Şubesi Başkanı oluyor. Programların, münazaraların yöneticiliğini yapıyor. İdeolojim milli kültürdü, değerdi diyor. Evlat da yetiştiriyor. Ne kadarını anlatsak az… Aktarabildiğimiz kadar değerli büyüğümüz Sadık Albayrak’tan gençlik yıllarını dinledik.

Röportaj: Sümeyya Olcay

Fotoğraf: Semih Akbay

Gençlik yıllarınız Yeşilay’da geçti. Nasıl tanıştınız?
1960’lı yıllarda bütün milliyetçi, İslamcı hareketlerin merkezi Marmara Kıraathanesi’ydi. Çoğu, doğunun sefilleri anlamında söylenen esafiri şarktı. Marmara Kıraathane’sine tarihçisinden, profesörüne, tekke şeyhinden avantüriye kadar herkes gelirdi. Bir de Kara Ateş Hanı vardı; Yenikapı taraflarında. Orası aynı zamanda Aydınlar Ocağıydı. Burada rahmetli Nurettin Topçu, Necip Fazıl Kısakürek, Ayhan Songar ve diğer ilim insanları konferanslar verirdi. Ayhan Songar 1964’te Yeşilay’ın başkanıydı. O sıralarda Milli Talebe Birliği, Türkiye Tabipler Federasyonu gibi birçok dernek 60 ihtilalinin getirdiği baskıya karşı yeni bir hamle gerçekleştirmek istiyordu. Yeşilay’da ise Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay’dan kalma rotaryenler vardı. O sırada biz gençler bir gençlik şubesi kongresiyle Yeşilay’a dahil olduk ve rotaryenler yerine Yeşilay’da yer almaya başladık. Bunda tabi Ayhan Songar gibi büyüklerimizin de etkisi var. Nihayetinde 1964’te bir Gençlik Şubesi kurduk ve Başkanı seçildim.

Tam olarak Yeşilay’da yer almanızın sebebi 60 ihtilaline karşı bir uyanış mı gerçekleştirmekti?
Yeşilay’ın faaliyeti anti-alkolizm ve çocukları zararlı alışkanlıktan korumak, onlara bir Yeşilaycı aidiyeti kazandırmak. Bizler çoğunlukla İmam-Hatip ve İslam Enstitüsü kökenliydik. Yeşilaycı bir yaşam tarzını yaşıyorduk esasında. İhtilal çocukların zihnine zarar vermemesi için okullara kadar ulaşmamız lazımdı. Baktık, Yeşilay gençliği kurtarmaya çalışıyor, okullarda da kolları var. Ee biz niye burada olmayalım? Başladık okullarda çalışmaya. Konferanslar verdik, münazaralar yaptık, öğrencilerle sürekli bir araya geldik.

“SİNEMA KULÜBÜ KURDUK. FİLM DE ÇEKMEK İSTEDİK, PARAMIZ YOKTU”

O devirde “zikretmek” kelimesi bile din dışı telakki ediliyordu. 65’lerde Rahmetli Yücel Çakmaklı’nın başkanlığında üniversite de bir de sinema kulübü kurduk. Rahmetli Şişli’de bir sinema tuttu, haftada bir film izlerdik. Mesela bir film var hala unutamam. La Ballade du soldat, Bir Askerin Türküsü. Siyah beyaz. Müthiş bir şey. Okullardan da gençleri topluyoruz, sinemaya izlettiriyoruz, konferanslar veriyoruz. Al sana zararlı alışkanlıktan uzak durmak için en güzel alternatiflerden biri. Sonraları sinema kulübümüze karşı çıkanlar oldu, günahtır vs deyip. Aslında biz bir de film çekmek istiyorduk ama paramız yoktu. Bir arkadaşımızın babası da zengin, “git babana söyle bize yardım etsin” dedik. O da Hocaya sorayım demiş. Hoca da “aman zinhar demiş, bir defa sinemaya giden 70 bin sene cehennemde yanacak vs.” demiş. Yok öyle bir şey. Ama o dönemlerde para bulamadığımız için film çekemedik. İdeolojik davranıyorduk. İdeolojimiz milli kültüre, değerler bağlı olmak.  65-67 yılları arası dünyada öğrenci olayları olduğu gibi ülkemizde de vardı. Biz de Milli Talebe Birliği, Yeşilay gençliği olarak bu olaylara karşı mücadele veriyorduk.  Münazaralarımız da bu anlamda çok heyecan veriydi. İstanbul İmam-Hatip çok fenaydı. Pankartlar hazırlanıyordu, hazırlıklar yapılıyordu, hepsi bizim cebimizdendi. Güzel gençlik yapılandırmalarımız oldu.  Kongreler de yapardık. Rahmetli Necmettin Erbakan da, o zamanlar doçentti, 1966’da düzenlendiğimiz kongreye katılmıştı. Yönetimdeydi o zamanlar. Konuşma yapmıştı. Siyasete atıldığı zaman da kendisi dahil yanındakilerin çoğunluğu biz Yeşilaycıyız derlerdi.

 “YEŞİLAY DERGİSİ’NDE YAZDIĞIM MAKALELERİ KİTAP HALİNE GETİRDİM”

Yeşilay Dergisi imkânları nispetinde çıkıyordu. Çok çaba sarf ediliyordu. Yeşilay Dergisine çok makale veriyordum. Mesela ayet ve hadislerle desteklenmiş İslam’da Devlet İdaresi, İslam’da İşçi Hakları gibi. Dergi, sadece sağlık değil, kültür, toplum gündemler gibi bu tür içeriklere de sahipti. Dergiye yazdığım makaleleri sonrasında bir kitap haline getirdim.

“Amacımız gençliğin kalbine ulaşmak”
Bizim devrimizdeki akademisyenler, milliyetçi insanlar, Aydınlar Ocağı’nın da yönetici ve kurucularıydılar. Birbirine sistemli olarak bağlı olan güç gruplarıydı. Bir çiçekle bahar gelmez. Çok değişik cemiyetler, dernekler, sivil toplum bir araya gelirlerse güç olurlar. Şimdi onlar organize oldukları gibi biz de organize oluyorduk. Biz de mücadele veriyorduk. Biz de yetişiyorduk. Yeşilay’ın yetiştirdiği gençlik doğrultusunda hayal ettiğimiz şeylerin gözümüzde canlandığını görüyorduk. Yeşilay diye bir teşkilat var. Gençler toplumun sosyal nitelikli yapılanmasıyla ilgili sakatlıkları ortaya koyan bir yapıda olduğu için onlarla daha çok ilgili olmak lazım. Devlet merkezine yaklaşamıyorduk. Bizi merkeze yaklaştırmadıkları için tümevarımla; muhitten merkeze doğru, kılcal damarlardan vücuda doğru çalışma yürütüyorduk. Çünkü kalbe, beyne ulaşacağız. İşte bizde o alt yapı çok önemli. Yani halkın her kesimiyle hemhal olmak. İşte Yeşilay’ın böyle bir fonksiyonu vardı.

“Cağaloğlu’nu hiç unutmam”
O dönemde imkân olarak çok bir şey yoktu. Yeşilay da kısıtlı imkanlar dahilinde bir misyon ifa ediyordu. Ki bizi mutlu kılan şey, münazaralarla, güreşle, sinemalarla öncü vazifesi görmesiydi Yeşilay’ın. Çok anılarımız oldu. Cağaloğlu’nu hiç unutmam. Her şey oradaydı zaten. Matbaalar, gazeteler… Mesela Mehmet Şevket Eygi de Yeşilay binasının en alt katında gazetesini çıkarıyordu.

“GENÇLİK YILLARIMDAKİ VAAZLARIMA TAYYİP BEY DE GELİRDİ”

Bilirsiniz Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da İstanbul İmam-Hatip’teyken Yeşilay münazaralarına katılırdı. Sormuşlar kendisine, “hangi cemaattensiniz” diye. “Sadık ağabeyin cemaatindenim” demiş. Evet, camilerde vaaz veriyordum. Tayyip Bey de gelir dinlermiş beni… 77’de Yeni Devir gazetesi çıkıyordu. Oraya da yazı yazıyordum. O zamanlar Mili Selamet Partisi İstanbul Gençlik Kolları Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’dı. Bülten çıkarıyorlardı. Bana da gönderdiler. Okudum bülteni, Yeni Devir’de onu yazdım. Dedim ki; bu bülteni çıkaran gençler ilerde Türkiye’ye çok büyük hizmet yapacaklar. Öyle de oldu.

“Biz çok zorluk çektik, şimdi bu imkânları iyi kullanmak lazım”
Dilimde hep Necip Fazıl’ın bu şiiri vardı;
Surdan bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes
Ey kahpe rüzgâr artık ne yönden esersen es

Bizim arkadaşlar takılırlardı. Kerim Aytekin derdi ki, “Sadıkçığım ne zaman gedik açılacak?” Görürsünüz, dedim. Aradan geçti 30-40 sene. Bak dedim ben ileriyi gören bir adamım, gediği açtık, gördün mü? Ama 40 sene beklememiz lazım gelirmiş. Çünkü adamın bir tanesi 40 senede intikam almış da acele ettim demiş. Ve o sıralarda konuştuğum şeylerden biri de şuydu. Fatih Sultan Mehmet derdi ki, sakalımın bir kılı, kafamın içindekini bilse onu da söküp atardım. Şair ne diyor;
Seyret ki gelsin de baharım
Toprak içinde kalacak tane miyim ben

Tohum atılmış. Kış, fırtına, sonbahar, yaprak dökümü olmuş ama bahar geldi filizlenmeye başladı. Şimdi adamların istedikleri bu. Ağacı kesmek de mümkün değil. Biz çok zorluk çektik. Şimdi bu imkânları çok iyi değerlendirmek lazım. Bu hayattan çok ileriye koşmanız lazım. İnsan belli bir dönemin sorumluluğunu taşır. Ama ileriye götürecek bir nesil de yetiştirmek boynumuzun borcudur. İşte bunlardan bir tanesi de Yeşilay’dır. Yani Ukbe Bin Nafi gibi olacaksınız. Afrika’nın fethine çıkmış, bahri muhiti atlasiyeye kadar gitmiş. Derya karşısına çıkınca; “Yarabbi şu derya karşıma çıkmasa senin adını dünyanın öbür ucuna yayacağım” demiş. Ama bugünkü nesil artık bir davayı götürebiliyor dünyanın öbür ucuna. Yeşilay, misyonu için çok koşması lazım, dünyanın her yerine ulaştırması lazım. Erdoğan bir Yeşilaycıydı. Bir derdi vardı. Ben de bu yolda, bu mücadeleye katkı sağlayacak bir Yeşilaycı gençlik bekliyorum, Yeşilaycı bir gençlik görmek istiyorum.

Bu röportaj Yeşilay Dergisi Mayıs 2017 sayısında yer almıştır.

Leave a reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *